Kumeyl Duası

Pazartesi, 10 Şubat 2014 17:22

 

  Ebuzer Helvacı  
  Abbas Salehi  
  Mehdi Samavati  
  Basem Kerbelayi  
  Seyyid Mirdamad  

Kumeyl duası meşhur dualardan biridir. Allame Meclisi (r.a) di-yor ki: Hızır (a.s) duası olan bu dua en güzel dualardandır.

Emirulmüminin Hz. Ali (a.s) bu duayı özel ashabından olan Kumeyl b. Ziyad'a öğretmiştir. Bu dua Şaban ayının on beşinci gece-sinde ve yine her Cuma gecesinde okunur; düşmanların zararından ko-runmak, rızkın artması ve günahların bağışlanmasında önemli bir etki-si vardır. Şeyh ve Seyyid bu duayı nakletmişlerdir ve ben ise onu “Misbahu'l-Müteheccid" kitabından naklediyorum:

 

 

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
اَللَّهُمَّ اِنِِّى اَسْاَلُكَ بِرَحْمَتِكَ الَّتِى وَسِعَتْ كُلَّ شَىْءٍ وَ بِقُوَّتِكَ الَّتِى قَهَرْتَ بِهَا كُلَّ شَىْءٍ وَ خَضَعَ لَهَا كُلُّ شَىْءٍ وَ ذَلَّ لَهَا كُلُّ شَىْءٍ وَ بِجَبَـرُوتِكَ الَّتِى غَلَبْتَ بِهَا كُلَّ شَىْءٍ

Bismillahirrahmanirrahim

Allahumme innî es'eluke bi-rahmetikelleti ve-siat kulle şey'in ve bi-guvvetikelletî gaharte biha kulle şey'in ve hazaa leha kullu şey'in ve zelle leha kullu şey'in ve bi-ceberûtikelletî galebte bi-ha kulle şey'in.

Anlamı:

Rahman ve Rahim Olan Allah'ın Adıyla

Allah'ım! Senin her şeyi kaplayan rahmetin hakkına; kendisiyle her şeye üstün geldiğin, karşısında her şeyin boyun eğdiği ve her şeyin ram olduğu gücün hakkına; her şeye gâlip gel-diğin ceberûtun (azametin) hakkına; (senden niyaz ederim.)

 

 

وَ بِعِـزَّتِكَ الَّتِى لاَ يَقُومُ لَهَا شَىْءٌ وَ بِعَظَمَـتِكَ الَّتِى مَلَاَتْ كُلَّ شَىْءٍ وَ بِسُلْطَانِكَ الَّذِى عَلاَ كُلَّ شَىْءٍ وَ بِوَجْـهِكَ الْبَاقِى بَعْدَ فَنَاءِ كُلِّ شَىْءٍ وَ بِاَسْمَائِكَ الَّتِى مَلَاَتْ اَرْكَانَ كُلِّ شَىْءٍ وَ بِعِلْـمِكَ الَّذِى اَحَاطَ بِكُـلِّ شَـىْءٍ وَ بِـنُورِ وَجْـهِكَ الَّذِى اَضَـاءَ لَهُ كُـلُّ شَىْءٍ

Ve bi-izzetike'lletî la yegûmu leha şey'un ve bi-azametike'lletî mele'et kulle şey'in ve bi-sultani-ke'llezî ala kulle şey'in ve bi-vechike'l-bagî ba'de fenai kulli şey'in ve bi-esmaike'lletî meleet erka-ne kulli şey'in ve bi-ilmike'llezî ehate bi-kulli şey'-in ve bi-nûri vechike'llezî ezâe lehu kullu şey'in.

Anlamı:

Önünde hiçbir şeyin duramadığı izzetin hakkına ve her şeyi dolduran azametin hakkı-na; her şeye üstün gelen saltanatın hakkına; her şeyin fani olmasından sonra bâki kalacak vechin hakkına; her şeyin temellerini dolduran isimlerin hakkına; her şeyi ihata eden ilmin hakkına ve her şeyi aydınlatan cemalinin nuru hakkına; senden niyaz ederim.

 

 

يَا نُورُ يَا قُدُّوسُ يَا اَوَّلَ الْاَوَّلِينَ وَيَا آخِرَ الْآخِرينَ اَللَّهُمَّ اغْفِرْ لِىَ الذُّنُوبَ الَّتِى تَهْتِكُ الْعِصَمَ اَللَّـهُمَّ اغْفِـرْ لِىَ الذُّنُوبَ الَّتِى تُنْزِلُ النِّقَمَ اَللَّهُمَّ اغْفِرْ لِىَ الذُّنُوبَ الَّتِى تُغَـيِّرُ النِّعَمَ اَللَّـهُمَّ اغْفِرْ لِىَ الذُّنُوبَ الَّتِى تَحْبِسُ الدُّعَاءَ اَللَّـهُمَّ اغْفِرْ لِىَ الذُّنُوبَ الَّتِى تُنْزِلُ الْبَلاَءَ

Ya Nûru, ya Guddûs, ya Evvel'el-evvelîn ve ya Ahir'el-ahirîn. Allahumme'ğfir liye'z-zunûbelletî tehtik'ul-isam. Allahumme'ğfir liye'z-zunûb'elletî tunzil'un-nikam. Allahumme'ğfir liye'z-zunûb'elletî tuğayyirun niam. Allahumme'ğfir liye'z-zunûb'el-letî tehbis'ud-dua. Allahumme'ğfir liye'z-zunû-b'elletî tunzil'ul-belâ.

Anlamı:

 Ey Nur, ey Kuddüs, ey ilklerin ilki ve ey ahirlerin ahiri! Allah'ım! Benim ismet perdesini yırtan günahlarımı bağışla. Allah'ım! Bedbaht-lıklara yol açan günahlarımı bağışla. Allah'ım! Nimetleri değiştiren günahlarımı bağışla. Allah'-ım! Duanın icabetini önleyen günahlarımı bağış-la. Allah'ım! Belanın inmesine sebebiyet veren günahlarımı bağışla.

 

 

اَللَّهُمَّ اغْـفِرْ لِى كُلَّ ذَنْبٍ اَذْنَبْـتُهُ وَكُلَّ خَطِيئَةٍ اَخْطَأْتُهَا اَللّهُمَّ اِنِّى اَتَقَرَّبُ اِلَيْكَ بِذِكْرِكَ وَ اَسْتَشْـفِعُ بِكَ اِلىَ نَفْسِكَ وَاَسْاَلُكَ بِجُودِكَ اَنْ تُدْنِيَنِى مِنْ قُرْبِكَ وَاَنْ تُوزِعَنِى شُكْرَكَ وَ اَنْ تُلْهِمَنِى ذِكْرَكَ اَللَّهُمَّ اِنِّى اَسْاَلُكَ سُؤَالَ خَاضِعٍ مُتَـذَلِّلٍ خَاشِعٍ اَنْ  تُسَامِحَنِى وَ تَرْحَمَنِى

Allahumme'ğfir lî kulle zenbin eznebtuhu ve kulle hatietin ehta'tuha. Allahumme innî etegar-rabu ileyke bi-zikrike ve esteşfiu bike ila nefsike ve es'eluke bi-cûdike en tudniyenî min gurbik. Ve en tuzianî şukrake ve en tulhimenî zikrek. Allahumme innî es'eluke suale haziin mutezellilin haşiin, en tusamihenî ve terhamenî

Anlamı:

Allah'ım! İşlediğim bütün günahları ve yaptı-ğım bütün hataları bağışla. Allah'ım! Ben sana zikrinle yaklaşmak istiyorum. Seninle senden şefaat diliyorum; cömertliğin hakkına beni ken-dine yaklaştırmanı ve şükrünü eda etmeyi bana nasip etmeni ve zikrini bana ilham etmeni isti-yorum senden. Allah'ım! Huzu, huşu ve zelil ol-muş bir dille, senden hatalarıma göz yummanı,

 

 

وَ تَجْـعَلَنِى بِقَسْمِكَ رَاضِياً قَانِعاً و َفِى جَمِيعِ الاَحْوَالِ مُتَوَاضِعاً اَللّهُمَّ وَاَسْاَلُكَ سُؤَالَ مَنِ اشْـتَدَّتْ فَاقَتُهُ وَاَنْزَلَ بِكَ عِنْدَ الشَّدَائِدِ حَاجَتَهُ وَعَظُمَ فِيمَا عِنْدَكَ رَغْبَتُهُ اَللَّهُمَّ عَظُمَ سُلْطَانُكَ وَ عَلاَ مَكَانُكَ وَ خَفِىَ مَكْرُكَ وَ ظَهَرَ اَمْرُكَ

ve tec'elenî bi-gısmike raziyen gania. Ve fî cemi'il-ahvali mutevazia. Allahumme ve es'e-luke suale men'işteddet fegatuh. Ve enzele bike inde'ş-şedaidi haceteh. Ve ezume fîma indeke rağbetuh. Allahumme azume sultanu-ke ve ala mekanuke ve hafiye mekruke ve zahera emruke

Anlamı:

bana merhametli davranmanı, beni verdiğine razı ve yetinen ve her durumda mütevazı kıl-manı dilerim. Allah'ım! İhtiyaç ve yoksulluğu şiddetli olan ve hacetini zorluklar anında kapı-na getiren, katında bulunanlara büyük rağbeti olan kimsenin yalvarışı gibi sana yalvarırım. Allah'ım! Senin saltanatın azimdir ve mekâ-nın yücedir, tedbirin gizlidir ve fermanın âşikar;

 

 

وَ غَلَبَ قَهْرُكَ وَ جَرَتْ قُدْرَتُكَ وَ لاَ يُمْكِنُ الْفِرَارُ مِنْ حُكُومَتِكَ اَللَّهُمَّ لاَ اَجِدُ لِذُنُوبِى غَافِراً وَ لاَ لِقَـبَائِحِى سَاتِراً وَ لاَ لِشَىْءٍ مِنْ عَمَلِىَ الْقَبِيحِ بِالْحَسَنِ مُبَدِّلاً غَيْرَكَ لاَ اِلَهَ اِلاَّ اَنْتَ سُبْـحَانَكَ وَ بِحَمْدِكَ ظَلَمْتُ نَفْسِـى وَ تَجَرَّأْتُ بِجَهْلِى وَ سَكَنْتُ اِلَى قَدِيمِ ذِكْرِكَ لِى وَمَنِّكَ عَلَىَّ

ve galebe gahruke ve ceret gudretuk. Ve la yum-kin'ul-firaru min hukûmetik. Allahumme la ecidu li-zunûbî ğafiran ve la li-gabeihî satiran. Ve la li-şey'in min ameliye'l-gabîhi bi'l-haseni mubeddi-len ğayrek. La ilâhe illa ente; subhaneke ve bi-hamdik. Zalemtu nefsî ve tecerra'tu bi-cehlî. Ve sekentu ila gadîmi zikrike lî ve mennike aleyy.

Anlamı:

kahrın galip ve kudretin her yerde câridir ve senin hükümetinden kaçmak imkânsızdır. Allah'ım! Senden başka günahlarımı bağışlayacak, kabahatlerimi örte-cek, kötü amelimi iyiye çevirecek birini bulamam. Senden başka ilâh yoktur; münezzehsin; sana hamd ederim. Ben kendime zulmettim ve câhilliğim yü-zünden itaatsizlik yaptım ve beni (ta) eskiden beri unutmadığından ve bana lütuf ve ihsanından dolayı rahatladım (ve korkmadan sana isyan ettim).

 

 

 اَللَّهُمَّ مَوْلاَىَ كَمْ مِنْ قَبِيحٍ سَتَرْتَهُ وَ كَمْ مِنْ فَادِحٍ مِنَ الْبَلاَءِ اَقَلْـتَهُ وَ كَمْ مِنْ عِثَارٍ وَقَيْـتَهُ وَ كَمْ مِنْ مَكْرُوهٍ دَفَعْـتَهُ وَ كَـمْ مِنْ ثَنَاءٍ جَمِيلٍ لَسْتُ اَهْلاً لَهُ نَشَرْتَهُ اَللَّهُمَّ عَظُمَ بَلاَئِى وَ اَفْرَطَ بِى سُوءُ حَالِى وَ قَصُرَتْ بِى اَعْمَالِى وَ قَعَدَتْ بِى اَغْلاَلِى وَ حَبَسَنِى عَنْ نَفْعِى بُعْدُ اَمَلِى

Allahumme mevlaye kem min kabîhin seter-teh. Ve kem min fadihin min'el-belai ekalteh, ve kem min isarin vegayteh, ve kem min mekrûhin defa'teh, ve kem min senain cemîlin lestu ehlen lehu neşerteh. Allahumme azume belaî ve efrate bî sûu hâlî ve kesurat bî a'malî. Ve gaedet bî eğ-lalî ve habesenî an nef'î bu'du emelî.

Anlamı:

Allahım! Mevlam! Nice kötülüklerimin üzeri-ni örttün; nice belaları benden geri çevirdin; nice hatalardan korudun beni; hoşa gitmeyen şeyleri uzaklaştırdın; layık olmadığım nice güzel övgüle-ri benim için yaydın.

Allah'ım! Belam büyümüş, halimin kötülüğü haddi aşmış; amellerim beni aciz bırakmış, (tutku) zincirlerim beni çökertmiş, yerlere sermiş; uzun arzularım beni menfaatimden alıkoyup hapsetmiş

 

وَخَدَعَتْنِى الدُّنْيَا بِغُرُورِهَا وَنَفْسِى بِجِنَايَتِهَا وَمِطَالِى يَاسَيِّدِى فَاَسْاَلُكَ بِعِزَّتِكَ اَنْ لاَ يَحْجُبَ عَنْكَ دُعَائِى سُوءُ عَمَلِى وَفِعَالِى وَ لاَ تَفْضَحْنِى بِخَفِىِّ مَااطَّلَعْتَ عَلَيْهِ مِنْ سِرِّى وَ لاَ تُعَاجِلْنِى بِالْعُقُوبَةِ عَلَى مَا عَمِلْتُهُ فِى خَلَوَاتِى مِنْ سُوءِ فِعْلِى وَاِسَاءَتِى وَدَوَامِ تَفْرِيطِى وَجَهَالَتِى وَ كَثْرَةِ شَهَوَاتِى وَ غَفْلَتِى

Ve hedaetni'd-dunya bi-ğurûriha ve nefsi bi-cina-yetiha ve mitalî. Ya Seyyidî, fees'eluke bi-izzeti-ke en la yehcube anke duaî sûu amelî ve fialî. Ve la tefzahnî bi-hafiyyi met'tale'te aleyhi min sırrî. Ve la tuacilnî bi'l-ukûbeti alâ ma amiltuhu fî halevatî, min sûi fi'lî ve isâetî ve devami tefritî ve cehaletî ve kesreti şehevatî ve ğafletî.

Anlamı:

ve dünya beni boş şeylerle aldatmış ve nefs-i em-marem, kendi cinayeti ve müsamahakârlığımla beni kandırmış. Ey seyyidim! İzzetinin hakkına (senden istiyorum ki); amelimin kötülüğü, duamın kabulünü önlemesin, bildiğin gizli sırlarımı aça-rak beni rezil etme. Gizlice işlediğim kötü amelim ve davranışım, sürekli tefritim ve cahilliğim, nef-sani isteklerim ve gafletimin çokluğu yüzünden, beni cezalandırmada acele etme.

 

وَكُنِ اللَّهُمَّ بِعِزَّتِكَ لِى فِى كُلِّ الاَحْوَالِ رَؤُوفاً وَعَلَىَّ فِى جَمِيعِ الأُمُورِ عَطُوفاً اِلَهِى وَرَبِّى مَنْ لِى غَيْرُكَ اَسْاَلُهُ كَشْفَ ضُرِّى وَالنَّظَرَ فِى اَمْرِى اِلَهِى وَمَوْلاَىَ اَجْرَيْتَ عَلَىَّ حُكْماً اِتَّبَعْتُ فِيهِ هَوٰى نَفْسِى وَلَمْ اَحْتَرِسْ فِيهِ مِنْ تَزْيِينِ عَدُوِّى فَغَرَّنِى بِمَا اَهْوٰى وَاَسْعَدَهُ عَلَى ذٰلِكَ الْقَضَاءُ

Ve kuni'llahumme bi-izzetike lî fî kulli'l-ahvali raufen. Ve aleyye fî cemii'l-umûri atûfen, ilâhî ve rabbî men lî ğayruke es'eluhu keşfe zurrî ve'n nazara fî emrî. İlâhî ve Mevlaye, ecreyte aleyye hukmen'ittebe'tu fîhi heva nefsî ve lem ahteris fîhi min tezyînî aduvvî. Feğarrenî bima ehva ve es'eduhu ala zalik'el-kâzâ.

Anlamı:

Allah'ım! İzzetin hakkına her durumda bana karşı merhametli ve bütün işlerimde rauf ol. Ma-budum, Rabbim! Senden başka kimim var ki, on-dan, kötü durumumu gidermesini ve işlerime neza-ret etmesini isteyebilirim. Mabudum, mevlam! Sen bana hükmettin; bense onlar hususunda nefsime uy-dum ve bu konuda düşmanımın günahları tezyin etmesinden korkmadım; böylece beni istediği gibi aldattı ve alınyazısı da bu işte ona yardımcı oldu;

 

فَتَجَاوَزْتُ بِمَا جَرٰى عَلَىَّ مِنْ ذٰلِكَ بَعْضَ حُدُودِكَ وَ خَالَفْتُ بَعْضَ اَوَامِرِكَ فَلَكَ الْحَمْدُ عَلَىَّ فِى جَمِيعِ ذٰلِكَ وَلاَ حُجَّةَ لِى فِيمَا جَرٰى عَلَىَّ فِيهِ قَضَاؤُكَ وَ اَلْـزَمَنِى حُكْمُكَ وَ بَلاَؤُكَ وَ قَدْ اَتَيْـتُكَ يَا اِلَهِى بَعْدَ تَقْـصِيرِى وَ اِسْرَافِى عَلَى نَفْسِى مُعْـتَذِراً نَادِماً مُنْكَسِراً مُسْتَـقِيلاً

Fetecaveztu bima cera aleyye min zalike ba'ze hudûdike ve haleftu ba'ze evamirike, felek'el-hamdu aleyye fî cemîi zalike ve la huccete lî fî-ma cera aleyye fîhi kazauke ve elzemenî hukmu-ke ve belauke. Ve gad eteytuke ya ilâhî ba'de tak-sîrî ve israfî alâ nefsî mu'teziran nadimen munke-siran mustakîlen

Anlamı:

işte bu başıma gelenlerden dolayı bazı sınırları aştım ve bazı emirlerine karşı çıktım; bütün bunlardan sana hamd etmek benim vazifemdir. Hakkımda yürütülen kaza ve kaderin ve beni yakalayan hükmün ve imtihanın karşısında gösterecek hiçbir mazeret ve bahanem yoktur. Ve şu anda sana yöneldim Ey Rabbim! Ken-dimi ihmal edip işlediğim kusurlardan sonra; özür dileyerek, pişman ve perişanlık içerisinde

 

مُسْتَغْـفِراً مُنِيـباً مُقِرّاً مُذْعِناً مُعْـتَرِفاً لاَاَجِدُ مَفَرّاً مِمَّا كَانَ مِنِّى وَ لاَ مَفْزَعاً اَتَوَجَّهُ اِلَيْهِ فِى اَمْرِى غَيْرَ قَبُولِكَ عُذْرِى وَ اِدْخَالِكَ اِيَّاىَ فِى سَعَةِ رَحْمَتِكَ اَللَّهُـمَّ فَاقْبَلْ عُذْرِى وَ ارْحَـمْ شِدَّةَ ضُرِّى وَ فُـكَّنِى مِنْ شَدِّ وَثَاقِى

musteğfiren munîben mukirren mu'zinen mu'teri-fa. La ecidu meferran mimma kane minnî. Ve la mefzeen eteveccehu ileyhi fî emri ğayre gabûlike uzrî ve idhalike iyyaye fî seati rahmetik.  Alla-humme fakbel uzrî verham şiddete zurrî. Ve fukkeni min şeddi vesakî.

Anlamı:

bağışlamanı ve mağfiret etmeni ümit ederek, tövbe edip tekrar (sana) yöneldim ve günahla-rımı ikrar ve takrir ve itiraf ederek senin huzu-runa geldim. İşlediğim günahlardan kaçacak bir mekân ve zor durumlarda sığınacak bir yer bulamıyorum; mazeretimi kabul edip beni son-suz rahmetine dahil etmenden başka ümidim yok. O hâlde mazeretimi kabul eyle Allah'ım; perişanlığımın şiddetine acı; zincirlerimden kurtar beni.

يَا رَبِّ ارْحَمْ ضَعْفَ بَدَنِى وَرِقَّةَ جِلْدِى وَدِقَّةَ عَظْمِى يَا مَنْ بَدَاَ خَلْقِى وَذِكْرِى وَتَرْبِـيَتِى وَبِرِّى وَتَغْذِيَتِى هَبْنِى لاِبْـتِدَاءِ كَرَمِكَ وَ سَالِفِ بِرِّكَ بِى يَا اِلَهِى وَ سَيِّدِى وَ رَبِّى اَتُرَاكَ مُعَذِّبِى بِنَارِكَ بَعْـدَ تَوْحِيدِكَ وَ بَعْـدَ مَا انْطَوٰى عَلَيْهِ قَـلْبِى مِـنْ مَعْرِفَـتِكَ وَ لَهِجَ بِهِ لِسَانِى مِنْ ذِكْرِكَ

Ya Rabbirhem za'fe bedenî ve riggate cildî ve diggate azmî. Ya men bedee halgî ve zikrî ve terbiyetî ve birrî ve teğziyetî. Hebnî li'btidaî ke-remike ve salifi birrike bî. Ya İlâhî ve Seyyidî ve Rabbî, eturake muezzibî bi-narike ba'de tevhî-dik. Ve ba'de mentava aleyhi kalbî min ma'rifetik. Ve lehice bihi lisanî min zikrike.

Anlamı:

Rabbim! Bedenimin zayıf, derimin ince ve kemiklerimin hassas oluşuna acı. Ey yaratı-lışını gerçekleştirip beni yad eden, beni ter-biye edip iyilik ve rızk veren; bağışının baş-langıcı ve bana yaptığın geçmiş iyiliklerin hür-metine beni affeyle. Ey mabudum, ey seyyi-dim ve Rabbim! Vahdaniyetine inandıktan son-ra; marifetin bütün kalbimi doldurduktan son-ra; dilim zikrinle meşgul olduktan, muhabbetin

 

وَاعْتَقَدَهُ ضَمِيرِى مِنْ حُبِّكَ وَبَعْـدَ صِدْقِ اعْتِرَافِى وَدُعَائِى خَاضِعاً لِرُبُوبِـيَّتِكَ هَيْـهَاتَ اَنْتَ اَكْرَمُ مِـنْ اَنْ تُضَـيِِّعَ مـَنْ رَبَّيْـتَهُ اَوْ تُبْعِدَ مَنْ اَدْنَيْـتَهُ اَوْ تُشَرِّدَ مَنْ اٰوَيْـتَهُ اَوْ تُسَـلِّمَ اِلَى الْبَلاَءِ مَنْ كَفَيْـتَهُ وَ رَحِمْـتَهُ

Ve'tegadehu zamirî min hubbike ve ba'de sıdgi'-tirafî ve duaî hazien li-rubûbiyyetik. Heyhat ente ekramu min en tuzeyyie men rabbeyteh, ev tub'-ide men edneytehu ev tuşerride men aveyteh ev tusellime ile'l-belai men kefeytehu ve rahimteh.

Anlamı:

içime işledikten, rubûbiyet makamına boyun e-ğerek sadakatle (günahlarımı) itiraf edip, doğ-rulukla (sana) dua ettikten sonra, beni cehen-nem ateşiyle azap etmen görülüp (inanılacak) şey mi? Böyle bir şey senden uzaktır ve sen kendi yetiştirdiğin birisini zayi etmezsin;  ya-kınlaştırdığın birisini kendinden uzaklaştırma-dığın gibi barındırdığın birisini de kovmazsın veya yetiştirdiğin ve kendisine merhamet etti-ğin kimseyi belalara teslim etmezsin. Sen bü-tün bunlardan yücesin.

 

وَ لَيْتَ شِعْرِى يَا سَيِِّدِى وَ اِلَهِى وَ مَوْلاَىَ اَتُسَلِّطُ النَّارَ عَلَى وُجُوهٍ خَرَّتْ لِعَظَمَتِكَ سَاجِدَةً وَ عَلَى اَلْسُنٍ نَطَقَتْ بِتَوْحِيدِكَ صَادِقَةً وَ بِشُكْرِكَ مَادِحَةً وَ عَلَى قُلُوبٍ اعْتَرَفَتْ بِاِلَهِيَّتِكَ مُحَقِّقَةً وَ عَلَى ضَمَائِرَ حَوَتْ مِنَ الْعِلْمِ بِكَ حَتَّى صَارَتْ خَاشِعَةً وَ عَلَى جَوَارِحَ سَعَتْ اِلى اَوْطَانِ تَعَبُّدِكَ طَائِعَةً

Ve leyte şi'rî ya Seyyidî ve İlâhî ve Mevlay. Etusellit'un-nare ala vucûhin harret li-azametike sacide. Ve ala elsunin netekat bi-tevhidike sadiga. Ve bi-şukrike madiha. Ve ala gulûbin i'terafet bi-ilâhiyyetike muhakkika. Ve ala zema-ira havet min'el-ilmi bike hatta saret haşia. Ve ala cevarihe seat ila evtani taabudike taia.

Anlamı:

Keşke bir bilseydim, ey seyyidim, mabu-dum ve mevlam! Azametin karşısında secdeye düşen yüzlere; sadakatle vahdaniyetine şeha-det eden ve şükrün için metheden dillere; ilâh-lığını gerçekten itiraf eden kalplere, senin ma-rifetinle dolup taşan ve böylece huşuyla eğilen batınlara cehennem ateşini musallat eder mi-sin? Ve itaat etmek üzere mâbetlere koşan ve

وَ اَشَارَتْ بِاسْتِغْـفَارِكَ مُذْعِنَةً مَا هٰكَذَا الظَّنُّ بِكَ وَ لاَ اُخْبِرْنا بِفَضْلِكَ عَنْكَ يَا كَرِيمُ يَا رَبِّ وَ اَنْتَ تَعْلَمُ ضَعْفِى عَنْ قَلِيلٍ مِنْ بَلاَءِ الدُّنْيَا وَ عُـقُوبَاتِهَا وَ مَا يَجْرِى فِيهَا مِنَ الْمَكَارِهِ عَلَى اَهْلِهَا عَلَى اَنَّ ذٰلِكَ بَلاَءٌ وَ مَكْرُوهٌ قَـلِيلٌ مَكْثُهُ يَسِيرٌ بَقَاؤُهُ قَصِيرٌ مُدَّتُهُ فَكَيْفَ احْتِمَالِى لِبَلاَءِ الْآخِرَةِ

Ve eşaret bi'stiğfarike muz'ine. Ma hakeze'z-zannu bike ve la uhbirna bi-fazlike anke ya Kerî-mu, ya Rabb. Ve ente te'lemu za'fî en kalîlin min belai'd-dunya ve ukûbatiha. Ve ma yecrî fîha mi-n'el-mekarihi ala ehliha. Alâ enne zalike belaun ve mekrûh, kalîlun meksuh, yesîrun bekauh, ka-sîrun muddetuh. Fe-keyfehtimalî li-belai'l-ahire.

Anlamı:

günahını itiraf ettiği hâlde senden mağfiret dile-yen uzuvları (azaba düçar eder misin?) Senin hak-kında böyle düşünülemez; senin fazl-u keremin bize böyle tanıtılmamıştır, ey kerem sahibi, ey Rabb! Dünyanın azıcık bela ve cezası ve ondaki zorluklar karşısında benim tahammülsüzlüğümü sen biliyorsun. Halbuki dünyadaki bela ve zor-lukların devamı az, tahammülü kolay ve süresi kı-sadır; o hâlde nasıl tahammül edeyim ahiretteki

وَ جَلِيلِ وُقُوعِ الْمَكَارِهِ فِيهَا وَ هُوَ بَلاَءٌ تَـطُولُ مُدَّتُهُ وَ يَدُومُ مَقَامُهُ وَ لاَ يُخَـفَّفُ عَنْ اَهْـلِهِ لِاَنَّهُ لاَ يَكُونُ اِلاَّ عَنْ غَضَبِكَ وَاْنتِـقَامِكَ وَسَخَطِكَ وَ هٰذَا مَا لاَ تَـقُومُ لَهُ السَّمٰـوَاتُ وَالْاَرْضُ يَا سَيِّدِى فَكَيْفَ لِى وَ اَنَا عَبْدُكَ الضَّعِيـفُ الـذَّلِيـلُ الْحَقِيـرُ الْمِسْكِينُ الْمُسْـتَكِينُ

ve celîli vukû'il-mekarihi fiha. Ve huve belaun te-tûlu muddetuh, ve yedûmu mekamuh. Ve la yu-haffefu an ehlih. Liennehu la yekûnu illa an ğaza-bike ventigamike ve sahetik. Ve haza ma la tekû-mu lehu's-semavatu ve'l-arz. Ya seyyidî fekeyfe lî ve ene abduk'ez-zaîf'uz-zelîl'ul-hakir'ul-miskin'ul-mustekin.

Anlamı:

belaya; orada meydana gelecek büyük zorluk ve acılara? Halbuki o belanın müddeti uzun, kalışı süreklidir ve ehline bir hafifletme de olmaz. Çünkü bu azap, senin gazap, intikam ve hoşnut-suzluğundan kaynaklanır. Bu ise göklerin ve yerin dayanamayacağı bir şey. Ey seyyidim! O zaman senin güçsüz, zelil, hakir, muhtaç ve biçare bir kulun olan ben nasıl dayanabilirim?

 

يَا اِلَهِى وَ رَبِّى وَ سَيِّدِى وَ مَوْلاَىَ لِاَىِّ الْاُمُورِ اِلَيْكَ اَشْكُو وَ لِمَا مِنْهَا اَضِجُّ وَ اَبْكِى لِاَلِيمِ الْعَذَابِ وَ شِدَّتِهِ اَمْ لِطُولِ الْبَلاَءِ وَ مُدَّتِهِ فَلَئِنْ صَيَّرْتَنِى لِلْعُقُوبَاتِ مَعَ اَعْدَائِكَ وَ جَمَعْتَ بَيْنِى وَ بَيْنَ اَهْلِ بَلاَئِكَ وَ فَرَّقْتَ بَيْـنِى وَ بَيْنَ اَحِبَّائِكَ وَ اَوْلِيَائِكَ فَهَبْنِى يَا اِلَهِى وَ سَيِّدِى وَ مَوْلاَىَ وَ رَبِّى

Ya ilâhî ve Rabbî ve seyyidî ve mevlaye, li-eyyi'l-umûri ileyke eşkû ve lima minha eziccu ve ebkî. Li-elîm'il-azabi ve şiddetih, em litûl'il-belai ve muddetih. Fe-lein seyyertenî li'l-ugûbati maa a'-daike ve cema'te beynî ve beyne ehli belaik, ve ferragte beyni ve beyne ehibbaike ve evliyaik, fehebnî ya ilâhî ve seyyidî ve mevlaye ve rabbî,

Anlamı:

Ey mabudum, Rabbim, seyyidim ve ey mev-lam! Hangi şeyden dolayı sana şikâyette buluna-yım ve hangisi için ağlayıp sızlanayım ben? A-zabın elem ve şiddetine mi? Yoksa belanın de-vamı ve süresinin uzunluğuna mı? Eğer bana ceza çektirmek için düşmanlarının yanında yer verirsen ve bela ehliyle beni bir araya toplarsan, beni dostların ve velilerinden ayırırsan, ey ma-budum, ey seyyidim, mevlam ve Rabbim!

 

صَبَرْتُ عَلَى عَذَابِكَ فَكَيْفَ اَصْـبِرُ عَلَى فِرَاقِـكَ وَ هَبْـنِى صَبَرْتُ عَلَى حَرِّ نَارِكَ فَكَيْفَ اَصْبِرُ عَنِ النَّـظَرِ اِلَى كَرَامَـتِكَ اَمْ كَـيْفَ اَسْـكُنُ فِى النَّارِ وَ رَجَائِى عَفْوُكَ فَبِعِـزَّتِكَ يَا سَـيِّدِى وَ مَوْلاَىَ اُقْسِمُ صَادِقاً لَئِنْ تَرَكْتَنِى نَاطِقاً لَاَضِجَّـنَّ اِلَيْكَ بَيْنَ اَهْلِهَا ضَجِيجَ اْلآمِلِينَ

sabertu ela azabike, fe-keyfe asbiru ala firagik. Ve habnî ya ilâhî sabertu ala harri narike, fe-keyfe asbiru an'in-nazari ila kerametik. Em keyfe eskunu fi'n-nari ve recaî afvuk. Febi-izzetike ya Seyyidî ve Mevlaye, ugsimu sadigan lein terek-tenî natigan, le-eziccenne ileyke beyne ehliha zecîc'el-amilîn.

Anlamı:

Farzen, azabına tahammül etsem bile, senin ayrılığına nasıl dayanabilirim? Diyelim ki ate-şinin hararetine dayandım; ama keremine na-zar etmekten mahrum olmama nasıl sabrede-yim? Yahut affını ümit ettiğim hâlde ateşe nasıl gireyim. İzzetin hakkına ey seyyidim ve mev-lam, sadakatle yemin ediyorum ki: Eğer konuş-mama izin verirsen, cehennem ehli arasındaki

 

وَ لَاَصْرُخَنَّ اِلَيْكَ صُرَاخَ الْمُسْـتَصْرِخِينَ وَ لَاَبْكِيَنَّ عَلَيْكَ بُكَاءَ الْفَاقِدِينَ وَ لَاُنَادِيَـنَّكَ اَيْنَ كُنْتَ يَا وَلِىَّ الْمُؤْمِنِينَ يَا غَايَةَ آمَالِ الْعَارِفِينَ يَا غِيَاثَ الْمُسْتَـغِيثِينَ يَا حَبِيبَ قُلُوبِ الصَّادِقِينَ وَ يَا اِلَهَ الْعَالَمِينَ اَفَتُرَاكَ سُبْحَانَكَ يَا اِلٰهِى

Ve le-esruhanne ileyke surah'el-mustasrihîn, ve le-ebkiyenne aleyke bukae'l-fakidîn, ve le unadi-yenneke ayne kunte ya veliyy'el-mu'minîn, ya ğayete âmâl'il-ârifîn, ya ğiyas'el-musteğisîn, ya habibe gulûb'is-sâdigîn, ve ya ilâh'el-âlemîn. E-feturake subhaneke ya ilâhî,

Anlamı:

ümitliler gibi sürekli dergâhına yönelip inle-rim. Medet dileyenler gibi feryat edip yardım dilerim senden ve bir şeyini kaybedenler gibi ağlayıp sızlarım sana ve seni çağırıp "Nerede-sin ey müminlerin velisi!" der dururum; ey âriflerin en yüce arzusu! Ey medet dileyenlerin imdadına yetişen! Ey sadık kalplerin dostu! Ve ey âlemlerin ilâhı (neredesin)? Ey mabudum! Münezzehsin sen. Ve ben sana hamt ediyorum. Olacak şey mi, sana karşı gelmesi yüzünden    

 

وَ بِحَمْـدِكَ تَسْـمَعُ فِيهَا صَوْتَ عَبْدٍ مُسْـلِمٍ سُجِنَ فِيهَا بِمُـخَالَفَـتِهِ وَ ذَاقَ طَعْمَ عَـذَابِهَا بِمَعْـصِيَـتِهِ وَ حُبِسَ بَيْنَ اَطْـبَاقِهَا بِجُرْمِهِ وَ جَرِيـرَتِهِ وَ هُوَ يَضِـجُّ اِلَـيْكَ ضَجِيـجَ مُـؤَمِّـلٍ لِرَحْمَـتِِكَ وَ يُنَادِيـكَ بِلِـسَانِ اَهْـلِ تَوْحِيدِكَ وَ يَتَـوَسَّلُ اِلَيْكَ بِرُبُوبِيَّـتِكَ

ve bi-hamdike, tesmeu fîha savte abdin musli-min sucine fîha bi-muhalefetih, ve zage ta'me azabiha bi-ma'siyetih, ve hubise beyne atbakiha bicurmihi ve cerîretih, ve huve yeziccu ileyke zecîce muemmilin li-rahmetik, ve yunadîke bi-lisani ehli tevhîdik, ve yetevesselu ileyke bi-rubû-biyyetik.

Anlamı:

cehennemde tutulan ve günahından ötürü onun azabını tadan ve onun tabakaları arasında, işle-diği suç ve cinayetten dolayı hapsedilen Müs-lüman bir kulun sesini duyasın da affetme-yesin.  Oysa o kul, rahmetine göz diken biri gi-bi inlemekte ve tevhit ehlinin diliyle seni ça-ğırmakta ve rubûbiyet makamını vasıta ederek sana el açmada.

 

 يَا مَوْلاَىَ فَكَـيْفَ يَبْـقٰى فِى الْـعَذَابِ وَ هُوَ يَرْجُو مَا سَـلَفَ مِنْ حِلْمِكَ اَمْ كَيْـفَ تُـؤْلِمُهُ النَّارُ وَ هُوَ يَـأْمُلُ فَضْـلَكَ وَ رَحْمَـتَكَ اَمْ كَيْـفَ يُحْـرِقُهُ لَهِيـبُهَا وَ اَنْتَ تَسْـمَعُ صَوْتَـهُ وَ تَرٰى مَكَانَـهُ اَمْ كَيْـفَ يَشْـتَمِلُ عَلَـيْهِ زَفِيـرُهَا وَ اَنْتَ تَعْلَمُ ضَعْـفَهُ

Ya mevlaye fekeyfe yebga fi'l-azabi ve huve yercû ma selefe min hilmik. Em keyfe tu'limuh-un-naru ve huve ye'mulu fazleke ve rahmetek. Em keyfe yuhriguhu lehîbuha ve ente tesmeu savtehu ve tera mekaneh.  Em keyfe yeştemilu aleyhi zefîruha ve ente te'lemu za'feh.

Anlamı:

Ey mevlam! O, senin önceden yaptığın mer-hametini umduğu hâlde, nasıl azapta kalabilir? Ya da senin fazl ve rahmetini ümit ettiği hâlde ateş nasıl yakabilir? Ya da sen onun sesini işit-tiğin ve yerini gördüğün hâlde ateş nasıl yaka-bilir onu? Ya da, sen onun zaaf ve güçsüzlüğü-nü bildiğin hâlde cehennemin alevleri onu na-sıl kuşatabilir?

 

اَمْ كَيْـفَ يَتَـقَلـْقَلُ بَيْنَ اَطْـبَاقِهَا وَ اَنْتَ تَعْـلَمُ صِدْقَـهُ اَمْ كَيْـفَ تَزْجُـرُهُ زَبَانِـيَتُـهَا وَ هُوَ يُـنَادِيكَ يَا رَبَّـهُ اَمْ كَيْـفَ يَرْجُو فَضْـلَكَ فِى عِتْـقِهِ مِنْـهَا فَتَتْـرُكُهُ فِيـهَا هَيْـهَاتَ مَا ذٰلِكَ الظَّنُّ بِكَ وَ لاَ الْمَعْرُوفُ مِنْ فَضْلِكَ وَ لاَ مُشْـبِهٌ لِمَا عَامَلْتَ بِهِ الْمُـوَحِّدِينَ مِنْ بِرِّكَ وَ اِحْسَانِكَ

Em keyfe yeteğelğelu beyne etbagiha ve ente te'lemu sıdgah. Em keyfe tezcuruhu zebaniye-tuha ve huve yunadîke ya rabbeh. Em keyfe yer-cû fazleke fî itgihi minha fetetrukuhu fîha. Hey-hat ma zalike'z-zannu bik, ve le'l-ma'rufu min fazlik, vela muşbihun lima amelte bih'il-muvah-hidîne min birrike ve ihsanik.

Anlamı:

Ya da sen onun sadakat ve doğruluğunu bildi-ğin hâlde, cehennemin tabakaları arasında nasıl kıvranıp kalır? Ya da, o, seni "Ey Rabbim" diye çağırırken, cehennemin azap melekleri nasıl ona eziyet edebilir? Ya da cehennemden kurtulmak için senin fazl ve keremini dilediği hâlde, onu nasıl o-rada bırakırsın? Sen münezzehsin, hakkında bunlar düşünülemez; senin fazlınla ilgili tanıtılan bunlar değildir. Senin müvahhit insanlara yaptığın ihsan ve iyiliklere benzeyen şeyler de değildir bunlar.

 

فَبِالْيَقِينِ اَقْطَعُ لَوْلاَ مَا حَكَمْتَ بِهِ مِنْ تَعْـذِيبِ جَاحِدِيكَ وَ قَضَيْتَ بِهِ مِنْ اِخْلاَدِ مُعَانِدِيكَ لَجَعَلْتَ النَّارَ كُلَّهَا بَرْداً وَ سَلاَماً وَ مَا كَانَتْ لِاَحَدٍ فِيهَا مَقَرّاً وَ لاَ مُقَاماً لٰكِنَّكَ تَقَدَّسَتْ اَسْمَاؤُكَ اَقْسَمْتَ اَنْ تَمْلاَهَا مِنَ الْكَافِرِينَ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ اَجْمَعِينَ وَ اَنْ تُخَـلِّدَ فِيهَا الْمُـعَانِدِينَ

Febi'l-yegîni agteu levla ma hakemte bihi min ta'zibi cahidîk, ve kazeyte bihi min ihladi mu-anidîk, lecaalte'n-nera kulleha berden ve selâ-ma. Ve ma kane li-ahedin fîha magarren ve la mugama. Lakinneke tegaddeset esmauk. Ag-semte en temleeha min'el-cinneti ve'n-nasi ec-maîn. Ve en tuhallide fîh'el-muanidîn.

Anlamı:

Ve ben şüphesiz biliyorum ki, eğer inkârcı-larına azabı hükmetmeseydin ve düşmanlarını ebedi azaba duçar etmeyi kararlaştırmasaydın, ateşi tamamıyla soğuk ve selamet ederdin; on-da hiç kimse yer almazdı. Ama sen, isimleri mu-kaddes olansın! Cehennemi, insanların ve cin-lerin kafirleriyle doldurmaya ve düşmanları o-rada ebedi olarak tutmaya yemin etmişsin.

وَ اَنْتَ جَلَّ ثَـنَاؤُكَ قُلْتَ مُبْـتَدِئاً وَ تَطَوَّلْتَ بِالْاِنْـعَامِ مُتَـكَرِّماً اَفَمَنْ كَانَ مُؤْمِناً كَمَـنْ كَانَ فَاسِـقاً لاَ يَسْـتَوُونَ اِلٰهِى وَ سَيِّدِى فَاَسْاَلُكَ بِالْقُدْرَةِ الَّتِى قَدَّرْتَـهَا وَ بِالْقَضِيَّةِ الَّتِى حَتَمْـتَهَا وَ حَكَمْـتَهَا وَ غَلَبْتَ مَنْ عَلَيْهِ اَجْرَيْـتَهَا اَنْ تَهَبَ لىِ فِى هٰذِهِ اللَّيْـلَةِ وَ فِى هٰذِهِ السَّاعَةِ

Ve ente celle senauke gulte mubtedien. Ve tetavvelte bi'l-in'ami mutekerrima. Efemen kane mu'minen kemen kane fasigan, la yestevûn. İlâhî ve Seyyidî, fe-es'eluke bi'l-gudreti'lletî gadder-teha. Ve bi'l-gaziyet'illetî hatemteha ve hakem-teha ve galebte men aleyhi ecreyteha. En tehe-be lî fî hazih'il-leyleti ve fî hazih'is-sae,

Anlamı:

Ve sen, (ey) methi yüce olan! Evvelden beri söylemiş ve sürekli olarak nimet verip kerem ve ihsanda bulunmuşsun, buyurmuşsun ki: "Mü-min olan bir kimse, fasık olan kimseyle bir olur mu? Hayır, onlar aynı olamazlar." Mabu-dum, Seyyidim! Takdir ettiğin kudret hakkına ve hükmedip kesinlik kazandırdığın kaza ve kaderine ki, kime takdir etsen galip gelirsin,

 

كُلَّ جُرْمٍ اَجْرَمـْتُهُ وَ كُلَّ ذَنْبٍ اَذْنَبْـتُهُ وَ كُلَّ قَـبِيحٍ اَسْرَرْتُهُ وَ كُلَّ جَهْلٍ عَمِلْـتُهُ كَتَمْتُهُ اَوْ اَعْلَنْتُهُ اَخْفَيْتُهُ اَوْ اَظْهَرْتُهُ وَ كُلَّ سَيِّئَةٍ اَمَرْتَ بِاِثْبَاتِهَا الْكِرَامَ الْكَاتِبِـينَ الَّذِينَ وَكَّلْتَهُمْ بِحِفْظِ مَا يَكُونُ مِنِّى وَ جَعَلْتـَهُمْ شُهُوداً عَلَىَّ مَعَ جَوَارِحِى وَ كُنْتَ اَنْتَ الرَّقِيبَ عَلَىَّ مِنْ وَرَائِهِمْ

kulle curmin ecremtuh, ve kulle zenbin eznebtuh ve kulle kabîhin esrartuh, ve kulle cehlin amiltuh; ketemtuhu ev a'lentuh, ehfeytuhu ev azhertuh ve kulle seyyietin emerte bi-isbatihe'l-kiram'el-kâtibîn. Ellezine vekkeltehum bi-hifzi ma yekûnu minnî ve ceeltehum şuhûden aleyye mea ceva-rihî ve kunte ente'r-rakîbe aleyye min veraihim.

Anlamı:

bu gecede ve bu saatte bağışla, benim işledi-ğim bütün suçları ve günahları; gizlediğim bü-tün kötülükleri, yaptıktan sonra üzerini örttü-ğüm veya açığa çıkardığım, gizleyip veya aşi-kâr ettiğim cahillikleri ve kiram'el-katibin'i (a-melleri yazmakla görevli melekleri) kaydetme-lerine emrettiğin kötülükleri bağışla! Öyle me-lekler ki, onları benim yaptığım amellerimi

 

وَالشَّاهِدَ لِمَا خَفِىَ عَنْهُمْ وَ بِرَحْمَتِكَ اَخْفَيْـتَهُ وَ بِفَضْلِكَ سَـتَرْتَـهُ وَ اَنْ تُـوَفِّرَ حَـظِّى مِنْ كُلِّ خَيْرٍ اَنْزَلْتَـهُ  اَوْ اِحْسَانٍ فَضَّـلْتَهُ اَوْ بِرٍّ نَشَـرْتَـهُ اَوْ رِزْقٍ بَسَطْـتَهُ اَوْ ذَنْبٍ تَغْـفِرُهُ اَوْ خَطَأٍ تَسْـتُرُهُ يَا رَبِّ يَا رَبِّ يَا رَبِّ

ve'ş-şâhide lima hafiye anhum ve bi-rahmetike ah-feyteh ve bi-fazlike seterteh, ve en tuveffire hazzî min kulli hayrin enzelteh, ev ihsanin fazzelteh, ev birrin neşerteh, ev rizgin besetteh, ev zenbin teğ-firuh, ev hatain testuruh. Ya rabbi, ya rabbi, ya rabb.

Anlamı:

zaptedip korumakla görevlendirdin, uzuvla-rımla birlikte onları da bana gözetleyici yaptın ve kendin de bunların ardından gözetleyicim oldun, hatta onlara ve gizli kalan şeylere bile şahit oldun, rahmetinle gizledin ve fazlınla ört-tün onları. İndirdiğin her hayırdan ve gönder-diğin her ihsandan, yaydığın her iyilikten ya-hut dağıttığın her rızktan, bağışladığın günah-lardan veya kapattığın hatalardan nasibimi art-tırmanı diliyorum. Ey Rabbim, ey Rabbim, ey Rabbim!

 

يَا اِلَهِى وَسَيِّدِى وَمَوْلاَىَ وَ مَالِكَ رِقِّى يَا مَنْ بِيَدِهِ نَاصِيَتِى يَا عَلِيماً بِضُرِّى وَ مَسْكَنَتِى يَا خَبِيراً بِفَقْرِى وَ فَاقَتِى يَارَبِّ يَارَبِّ يَا رَبِّ اَسْاَلُكَ بِحَقِّكَ وَ قُدْسِكَ وَاَعْظَمِ صِفَاتِكَ وَ اَسْمَائِكَ اَنْ تَجْعَلَ اَوْقَاتِى مِنَ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ بِذِكْرِكَ مَعْمُورَةً وَ بِخِدْمَـتِكَ مَوْصُولَةً وَ اَعْمَالِى عِنْدَكَ مَقْـبُولَةً

Ya ilâhî ve seyyidî ve mevlaye ve malike rik-kî, ya men bi-yedihi nasiyetî, ya alîmen bi-zurrî ve meskenetî, ya habîren bi-fakrî ve fakatî. Ya rabbi, ya rabbi, ya rabb. Es'eluke bi-hakkike ve kudsik, ve a'zami sıfatike ve esmaik, en tec'ale ev-gatî min'el-leyli ve'n-nehari bi-zikrike me'mûre, ve bi-hidmetike mevsûle, ve a'malî indeke mekbûle,

Anlamı:

Ey mabudum, ey seyyidim, ey mevlam ve ey sahibim! Ey varlığımı elinde tutan! Ey zorluk ve çaresizliğimi bilen! Ey fakirlik ve yoksulluğum-dan haberdar olan! Ey Rabbim, ey Rabbim, Ey Rabbim! Hakkın, kudsiyetin, en yüce sıfatın ve ismin hürmetine senden dileğim şudur: Gece ve gündüzden oluşan vakitlerimi zikrinle abad kıl ve beni kendi hizmetinde tut ve amellerimi kendi indinde makbul buyur.

 

حَتَّى تَكُونَ اَعْمَالِى وَاَوْرَادِى كُلُّهَا وِرْداً وَاحِداً وَ حَالِى فِى خِدْمَتِكَ سَرْمَداً يَا سَيِّدِى يَا مَنْ عَلَيْهِ مُعَوَّلِى يَا مَنْ اِلَيْهِ شَكَوْتُ اَحْوَالِى يَا رَبِّ يَا رَبِّ يَا رَبِّ قَـوِّ عَلَى خِدْمَـتِكَ جَوَارِحِى وَاشْدُدْ عَلَى الْعَزِيـمَةِ جَوَانِحِى وَهَبْ لِىَ الْجِدَّ فِى خَشْـيَتِكَ وَالدَّوَامَ فِى الْاِتِّـصَالِ بِخِدْمَتِكَ  

hatta tekûne a'malî ve evradî kulluha virden va-hida, ve hâlî fî hidmetike sermeda. Ya Seyyidî, ya men aleyhi muavvelî, ya men ileyhi şekevtu ahvâlî. Ya rabbi, ya rabbi, ya rabbi, kavvi ala hidmetike cevarihî veşdud ale'l-azîmeti cevanihî. Ve hab liy'el-cidde fî haşyetik, ve'd-devame fi'l-ittisali bi-hidmetik.

Anlamı:

Öylesine ki, artık bütün amellerim ve zikir-lerim tek zikir şekline dönüşsün ve bütün hâl-lerim senin hizmetinde geçsin. Ey seyyidim, ey güvenip dayandığım ve ey kendisine hâlle-rimi arzettiğim! Ey Rabbim, ey Rabbim, ey Rab-bim! Uzuvlarımı hizmetin için güçlendir ve sa-na yönelmemde kalbime güç ve sebat ver. Sen-den korkmada ve hizmetini sürdürmede bana

 

 حَتَّى اَسْرَحَ اِلَيْكَ فِى مَيَادِينِ السَّابِـقِينَ وَ اُسْرِعَ اِلَيْكَ فِى الْبَـارِزِينَ وَ اَشْـتَاقَ اِلَى قُرْبِكَ فِى الْمُشْـتَاقِينَ وَ اَدْنُـوَ مِنْـكَ دُنـُوَّ الْمُخْـلِـصِينَ وَ اَخَـافَكَ مَخَافَةَ الْمُوقِـنِينَ وَ اَجْـتَمِـعَ فِى جِـوَارِكَ مَعَ الْمُؤْمِـنِينَ اَللَّـهُمَّ وَ مَـنْ اَرَادَنِى بِسُوءٍ فَـاَرِدْهُ وَ مَنْ كَادَنِى فَكِدْهُ

Hatta esrehe ileyke fî meyadin'is-sabikin. Ve usria ileyke fi'l-barizine ve eştage ila gurbike fi'l-muştakin ve ednuve minke dunuvv'el-muhlisin ve ehafeke mehafet'el-mu-ginin ve ectemia ficevarike mea'l-mu'minin. Allahumme ve men eradeni bisuin fe eridhu  ve men kadenî fekidhu.

Anlamı:

öylesine bir ciddiyet ver ki, yarış meydanların-da sana doğru koşayım ve mücadele verenler arasında sana doğru hız alayım ve gönüller a-rasında senin yakınlığına gönül vereyim ve ih-laslılar gibi yakınlaşayım sana ve yakiyn ehli-nin korktuğu gibi korkayım senden ve indinde müminlerle birleşeyim. Allah'ım! Bana kötü-lük yapmak isteyenin hakkını sen ver; bana tu-zak kuran kimseye tuzak kur.

 

وَاجْعَلْنِى مِنْ اَحْسَنِ عَـبِيدِكَ نَصِيـباً عِنْـدَكَ وَ اَقْـرَبِهِمْ مَنْـزِلَةً مِنْـكَ وَ اَخَـصِّهِمْ زُلْفَةً لَدَيْكَ فَـاِنَّهُ لاَ يُـنَالُ ذٰلِكَ اِلاَّ بِفَضْـلِكَ وَ جُـدْ لِى بِجُـودِكَ وَاعْـطِفْ عَـلَىَّ بِمَجْـدِكَ وَاحْـفَظْـنِى بِرَحْمَـتِكَ وَاجْـعَلْ لِسَانِى بِذِكْرِكَ لَهِجاً وَ قَلْـبِى بِحُـبِّكَ مُتَـيَّماً

Vec'alnî min ahseni abîdike nasîben indek, ve akrebihim menzileten minke ve ehassihim zulfeten ledeyk. Feinnehu la yunalu zalike illa bi-fazlik. Ve cud lî bi-cûdik. Va'tif aleyye bi-mecdik. Vehfaznî bi-rahmetik. Vec'al lisanî bi-zikrike lehica. Ve galbî bi-hubbike muteyyema.

Anlamı:

Beni, yanında en iyi pay alan ve sana göre en yakın makama sahip olan ve sana hususî yakınlığı olan kullarından eyle. Gerçekten bun-lara erişmek, ancak senin lütuf ve kereminle gerçekleşebilir. Cömertliğin hakkına cömert davran ve yüceliğin hakkına teveccüh eyle ba-na. Rahmetin hakkına koru beni. Ve dilimi zik-rine alıştır ve kalbimi, kendi muhabbetine tutsak kıl.

 

وَ مُنَّ عَلَىَّ بِحُسْنِ اِجَابَـتِكَ وَ اَقِلْنِى عَثْرَتِى وَاغْفِـرْ زَلَّتِى فَاِنَّكَ قَضَيْتَ عَلَى عِبَادِكَ بِعِبَـادَتِكَ وَ اَمَرْتَـهُمْ بِدُعَائِكَ وَ ضَمِنْتَ لَهُـمُ الْاِجَابَةَ فَاِلَيْكَ يَـا رَبِّ نَصَبْتُ وَجْهِـى وَ اِلَيْكَ يَا رَبِّ مَدَدْتُ يَـدِى فَبِعِزَّتِكَ اسْتَجِبْ لِى دُعَائِى وَ بَلِّـغْنِى مُنَاىَ وَ لاَ تَقْطَعْ مِنْ فَضْلِكَ رَجَائِى

Ve munne aleyye bi-husni icabetik. Ve agilnî asretî. Veğfir zelletî. Feinneke gazeyte ala iba-dike bi-ibadetik. Ve emertehum bi-duaike ve za-minte lehum'ul-icabe. Fe ileyke ya rabbi nesabtu vechî. Ve ileyke ya rabbi mededtu yedî. Febi-izzetike'stecib lî duaî ve belliğnî munay, ve la tekta' min fazlike recaî.

Anlamı:

Dualarımı iyi bir şekilde kabul etmekle beni minnettar eyle; yanılgılarımdan geç ve hataları-mı bağışla; muhakkak ki sen, kulların sana iba-det etmelerine hükmettin; sana dua etmelerini emredip, kabul etmeyi taahhüt ettin; o hâlde ey Rabbim! Yüzümü sana çevirdim ve ellerimi sana açtım. İzzetin hakkına duamı kabul eyle ve arzu-larıma ulaştır beni; fazlın ve kereminden ümi-dimi kesme.

 

وَاكْـفِنِى شَـرَّ الْجِـنِّ وَالْاِنْـسِ مِنْ اَعْـدَائِِى يَا سَـرِيعَ الرِّضَا اِغْـفِرْ لِمَـنْ لاَ يَمْـلِكُ اِلاَّ الدُّعَاءَ فَـاِنَّكَ فَـعَّالٌ لِمَا تَـشَاءُ يَا مَـنِ اسْـمُهُ دَوَاءٌ وَذِكْـرُهُ شِـفَاءٌ وَطَاعَـتُـهُ غِـنىً اِرْحَـمْ مَـنْ رَأْسُ مَـالِـهِ الـرَّجَـاءُ وَسِـلاَحُـهُ الْبُـكَاءُ

Vekfini şerr'el-cinni ve'l-insi min a'daî. Ya serîa'r-rıza iğfir li-men la yemliku illa'ddua. Fe-inneke fa'alun lima teşâ. Ya men'ismuhu devaun ve zikruhu şifaun ve taatuhu ğina. İrham men ra'su malih'ir-recâ ve silahuh'ul-buka.

Anlamı:

İnsan ve cinlerden oluşan düşmanlarım-dan koru beni. Ey çabuk razı olan! Duadan başka bir şeye sahip değilim, bağışla beni; muhakkak ki sen her istediğini yaparsın. Ey ismi deva, zikri şifa ve itaati zenginlik olan! Sermayesi ümit ve silahı ağlamak olan! Bana merhamet eyle.

 

يَا سَابِـغَ النِّـعَمِ يَا دَافِعَ النِّـقَمِ يَا نُورَ الْمُسْـتَوْحِشِينَ فِى الظُّـلَمِ يَا عَالِماً لاَ يُعَـلَّمُ صَـلِّ عَلَى مُحَـمَّدٍ وَآلِ مُحَـمَّدٍِ وَافْـعَلْ بِى مَا اَنْتَ اَهْـلُهُ وَ صَلَّى اللهُ عَلَى رَسُولِهِ وَالْاَئِـمَّةِ الْمَـيَامِينَ مِنْ آلِهِ وَ سَـلَّمَ تَسْـلِيماً كَـثِيـراً.

Ya sabiğ'en-niam, ya dafie'n-nigam, ya nur-el-mustevhişîne fi'z-zulem, ya âlimen la yual-lem. Salli ala Muhammedin ve Âl-i Muham-med, vef'al bî ma ente ehluhu ve sallallahu ala resûlihi ve'l-eimmet'il-meyamîne min Âlihi ve selleme teslîmen kesîra.

Anlamı:

Ey nimetleri tamamlayıp yayan, ey zorluk-ları defeden! Ey karanlıklarda dehşete kapılan-ların nuru! Ey öğretilmeden bilen! Muhamme-d'e ve Âl-i Muhammed'e rahmet et ve bana da sana yakıştığı şekilde muamele et. Allah'ın rah-meti, Peygamberine ve onun soyundan gelen mübarek imamlara olsun. Ve Allah'ın sonsuz selâmı onların üzerine olsun.

 

Yeni Makaleler

Yeni Kitaplar

  • Faiz

    Faiz, iktisadî hayatın en eski problemlerinden biridir. Faize meşruluk kazandıran devirler, bütün&uum ...
  • Hz. Ali'nin (a.s) Yönetim Tarzı

    Hz. Ali (a.s), bir devlet adamı olarak devletin her alanında, bulunmuş olduğu şartların elverdiği kadarıyla yenilikle ...