İlahî Aşkın Manevi Etkileri

Cuma, 03 Ocak 2014 15:34
Himmet SOHRAPPUR

 

Bu bölümde Allah’ın lütfüyle ilâhî aşkın manevî etkilerine değineceğiz. Hepimiz biliyoruz ki aşk, sevginin zirvesi, yüksek ve heyecanlı derecesidir. Aynı zamanda ender bulunan bir kimya (iksir) konumunda olup alçak bir varlıktan yüce bir kişilik yarattığı, insanın bakır varlığını altın kemaline dönüştürdüğü için çok olumlu etkileri vardır. Bu etkiler ise başlıca şunlardan ibarettir:

1- Ruhta Zarafet ve İncelik

İlâhî aşkın ışıldamasıyla insanın ruhu katılık zulmetinden kurtulur ve ruh bahar gibi zarifleşir. İnsanın kalbinde safa, samimiyet ve tek renkli olmak gülleri biter ve şefkat tozu kalplerin boşluğuna dağılır; güzellikler seher vakitleri esen hafif rüzgar gibi ruhunun sahrasında esmeye başlar. Çünkü bu durumda ruhunun sedefi, ilâhî aşk cevherinden boş olan kimsenin tam aksine ilâhî bir renk bulur ve ruhunda ilâhî sevgi meşalesi yanar.

 

Her kimde olmazsa aşktan eser

Nur bağışından umudun keser

Parçalar tümlere yönelirler

Bülbüllerse güle aşk beslerler

Hakk’ın aşkının havasında raks ederler

Dolunay gibi eksiksiz cilve ederler

 

Damla, damladır; fakat denize ulaştığında yücelik kazanır ve artık damla olmaktan çıkar ve denizde fani oluverir. İnsanın yüce ruhu da, ilâhî aşk okyanusuna ulaşınca, yüceliverir ve varlığının zerresi aşk güneşine ulaşınca, aleme ışıldayan bir ay gibi yücelik kazanır.

 

Zerreden düşük değilsin; alçalma; sevgi besle

Ta ki güneşin halvetgâhına ulaşasın dönerek

 

2- Esrarı İdrak Etmek

İlâhî aşk nuru, salikin kalbine ışıldayıp Hakk’ın aşkının cazibesi kalp aynasını parlattığı zaman, insanın ruhu ilâhî sırlara ve rabbanî gerçeklere vakıf olur.

 

Hak kadehi içen arifler

Sırları bilip gizlediler

Öğrenenler Hakk’ın sırlarını

Mühürleyip diktiler ağızlarını

 

Evet, maarif ve esrar çeşmesi yalnız aşıkların gönlünden kaynar; ilham ve işrak sahiline ise ancak ilâhî sevgi deryası yoluyla ulaşmak mümkündür.

 

Kalp gözünü aç ki canı göresin

Âlemde görülmez şeyleri göresin

Yönel aşk iklimine ki

Tüm afakı gülistan göresin

Neyin varsa aşka verirsen

Kâfirim eğer ziyan göresin

Can ver ki aşk ateşine

Aşkı canın kimyası göresin.[1]

 

Ariflerden olan İzzeddin Nesefî, ilâhî aşkla hakikatleri idrak etmek hakkında şöyle diyor:

“Salik aşk mertebesine ulaşıp aşk ateşiyle yanacak olursa tertemiz, saf ve sade olur; son derece sade olan ceberut ehliyle bağlantı kurar. Salikin gönül aynası ceberut ehliyle münasebet sağlarsa, ceberut âleminden haberdar olur, böylece ceberut âleminden bu âlem için gelen her şeyden bu âleme ulaşmadan önce haberdar olur; bu durumda diğerlerinin uykuda gördüğü şeyi o uyanıkken görür.”[2]

 

Varsa yar aşkından sende bir haber

Can ver de cananı görüver

Aşk, dalgası görünmeyen bir deryadır

Deryanın suyu ateş ve dalgası cevher

Cevheri esrar ve onun her tarafı

Saliki manaya doğru götürüverir

 

Aşk olmadıkça varlık âleminin bülbülünün dilber şarkısına tanık olunamaz ve sırlar güneşinin nurları sadece aşkla ışıldar ve insan anlaması gerekeni anlar ve görmesi gerekeni görüverir.

 

Sonunda çekişmeler arasında beni

Aşkının cezbesi çekti kendine

Işıldadı aşkın nurları kalbime

Oldu vakıf ruhuma, aşkın sırları ayan

 

Yine gördüm aşk ve zevkin kemalinden

Dünyanın tüm zerreleri yukarıdan, aşağıdan

Kemalden dolayı söyler Mensur gibi

Açıkça Ene’l-Hak feryadını her biri

 

Büyük arif, Attar Nişaburî, Makamatu’t-Tuyur adlı eserinde yürekleri yakan aşkın, hakikatleri idrak edebileceğine ve ilâhî sırları anlayabileceğine inanmaktadır. Bülbülün kıssasında, kendisine bir mahrem ve bir aşina göremediği için sırlarını açmayan, hiç kimseye sırlarını söylemeyen Attar, aşkı olağan üstü bir güç bilmekte ve onu şöyle tavsif etmektedir.:

 

Geldi mest mest bülbül-i şeyda

Aşkın kemalinden ne yoktur, ne hüveyda.

 

Vardı her bin şarkıda bir manası

Her anlamda da âlem dolusu sırları.

 

Dedi ki: Bende son buldu aşkın esrarı

Her gece söylediğim aşkın tekrarı.

 

Davut gibi işler ters düşmemiş ey yar

Ta ki aşk Zebur’un okuyayım zar zar.

 

Neyde ki sır ve hüzün sözümdür benim

Pençesindeki sırrımın nâlesidir benim.

 

Gülistandaki heyecan bendendir

Aşıkların kalbindeki tufan bendendir.

 

Zorlar ise aşk benim ruhumu

Derya gibi dalgalandırır ruhumu.

 

Kim gördüyse nurumu aklı kayboldu

Her ne kadar uyanık geldiyse de mest oldu.

 

Uzun yıl boyunca görmeyince bir mahrem

Kapanırım içime, kimseye sır söylemem her dem

 

Evet, marifet ve manalar meclisinde, aşk tatlı bir şaraptır ve aşkın nuruyla aydınlanan bir ruh, dünyayı gösteren keşifler kadehi olur ve soyut âlemden gelen her şeyin resmi aşık olan arifin kalbine yansır.

3- Hakk’ın Cilvelerine Sevgi Duymak

İlâhî aşkın etkilerinden biri de, sevgi besleyen kişi Allah Teala’nın tüm mazhar ve cilvelerine ilgi duyar ve sevgilinin bütün nişanelerine sevgi besler. Mecnun’un, Leyla’nın mahallesinde bir köpeği görünce onun etrafında dönüp onu seyrettiği meşhurdur.

Arif ve aşık-ı şeyda da her şeyi Hakk’ın cilvesi olarak bilmekte ve bütün varlıklarda maşukunun cemalini görmektedir. Çünkü Hak Teala’nın zatı her şeye tecelli etmiştir ve varlık nurlarının ışınları onun zatının güneşinden kaynaklanmış ve mahiyetlerin dalgaları O’nun varlık deryasından harekete geçmiştir.

 

Ay yüzlü güzellerin yüzünde senin nurunu gördüm

Cevherin dudağında senin sözünün yağmurunu gördüm.

 

Mescitte, meyhanede seni ararım

Kâbe’de, puthanede senin nurunu gördüm.

 

Nereye gidersem inlerim bülbül-ü şeyda gibi

Baştanbaşa âlemi senin gülzarın gördüm.[3]

 

Aşık insanın dünyevî hayatı da neşe ve sevinç içinde geçer; çünkü dünyayı Sevgili’nin cilvesi görür ve hâl diliyle:

 

Neşeliyim ben bu dünyada, çünkü dünya neşelidir O’ndan

Aşığım bütün dünyaya, çünkü bütün dünya O’ndandır.

 

Seherlerde ganimet bil ey yar İsa nefesini

Ki çünkü ölü kalbi diriltecek bu nefes O’ndandır.[4]

 

Gönül evinde ilâhî aşk alevi yükselen, ilâhî aşk bulutu ruhunun zeminine gölge salan ve ruhunun şeceresinde Allah Teala’nın sevgi meyvesi yeşeren kimse, âlemi Hak Teala’nın cemalinin mazharı görür ve böylece tabiata, varlık sistemine, Allah’ın velilerine ve temiz kişilere karşı aşk besler.

 

Hayal âleminin nakşını görüyorum

Hayalimde o cemali görüyorum

Bütün âlem aşkın mazharı olduğundan

Her şeyi kemale ermiş görüyorum.

 

Ben divaneliği ve aşık olmayı

Gönlümden çıkarmayı muhal görüyorum

Bakınca Allah’ın nimetlerine

Zu’l-Celal’in cemalini görüyorum.

 

Evet; ilâhî aşk kaynağına ulaşan ve onun berrak suyundan bir kadeh içen bir kişi vahdet-i şühuda ulaşır ve kesretin/çoğulluğun müstakil olduğunu haykıran davulun içini boş görüverir.

 

Aşk gösterirse açıkça çehresini

Cihanın aynasında gösterir kendisini

Bu ayna, hakikatin çehresini

Her zaman bedava gösterir sana.

4- Zorlukların Kolaylaşması

Allah’ın yüce kurb/yakınlık makamının zirvesine ulaşmanın sırrı, dönemeçlerden geçmek, baskı ve zorluklara tahammül etmek ve tatsızlıklar karşısında sabretmektir. Buna ise bütün zorlukları kolaylaştıran şevk ve istek olmaksızın ulaşılmaz. Hazret-i Hakk’ın sevdalılarının, zorlukların üzerine gitmesine ve esasen sıkıntıları hissetmemelerine neden olan, işte bu ilâhî aşk ateşidir. İnsanın kendi çocuğunu kurban etmeye rıza göstermesi, kolay bir şey değildir; fakat bu iş, kalbi ilâhî aşkla dolan Halilu’r-Rahman için kolaydır. Nitekim candan geçmek de kolay bir şey değildir; fakat şehitler için bu iş baldan tatlıdır. İşte bu, ancak ilâhî aşkın yoğunluğundan kaynaklanmaktadır.

 

Senin derdin bana derman gibidir

Senin için gam çekmek merhem gibidir.

 

Aşkın kadehinden mest olduğumdan

Hicranın da bana vuslat gibidir.

 

Aşk belâsına gönül kaptırdığımdan beri

Bütün zorluklar da bana kolaylık gibidir.

 

Mevlâna diyor ki: Aşıklar ister gamlı olsunlar, ister mutlu, her durumda O’nu görürler. Gözünde maşuktan başkası olan bir aşığın aşkına aşk söylenemez; onun bu aşkı ancak hercaî bir sevdadır.

 

Aşıklara mutluluk ve gamdır o

Hizmetin ücreti ve ödülüdür o.

Maşuktan başkası seyredilirse

Aşk değil, boş bir sevdadır o.

 

Aşk, aşığın kalbindeki gam tufanını huzur ve mutluluğa dönüştüren bir iksirdir:

 

Ab-ı hayattır sevgilimin mahallesinin toprağı bana

Dünya mutluysa eğer, ben ve yare olan sevdanın yüzündendir.

 

Îlahî aşk gücüyle dağ gibi hadiseler ufalanır ve yıkılmaz gibi görünenler tüm azametlerine rağmen aşkın karşısında dize gelirler.

 

Aşk kaynatır denizi kazan gibi

Aşk ufalar dağları, yapar kum gibi

Aşk yarar âlemde yüzlerce yarık

Aşk titretir yeryüzünü bir deprem gibi.[5]

 

Aşkın bereketiyle “zorluklar” sözcüğü, aşığın sözlüğünden silinir ve sıkıntılardan şikâyet edilmez.

 

Aşk oyuncak değil, hikâye değil

Aşık olma yolunda şikâyet reva değil

Kimin ruhunda, kalbinde yoksa bir aşk

Kalbinde, ruhunda hidayet mevcut değil

 

O hâlde salik, dönemeçlerden ve maksudunun Kâbe’si yolunda deve dikenlerinden geçmek istiyorsa, ruhunda ilâhî aşk ateşini mümkün oldukça fazla alevlendirmelidir.

5- Likaullah Şevki

İlâhî aşk ve sevginin etkilerinden biri de, likaullaha/Allah ile görüşmeye, O’nu görmeye iştiyak duymaktır. Sevgili ve aşığın maşuk ve mahbubunu görmeyi isteyişi, kesin bir ilkedir. Likaullaha kavuşmak için ölümden başka bir yol olmadığına göre, insan sadece ölüm merdiveniyle likaullah derecesine ulaşabileceğinden aşık olan kişi Hazret-i Hakk’ı mülakat etmek için ölmeyi diler. İşte bu nedenle Kur’ân-ı Kerim yalan yere Allah Teala’yı sevdiklerini iddia eden Yahudilere buyuruyor ki:

“Eğer siz, insanlardan ayrı olarak yalnızca sizlerin gerçekten Allah’ın velileri olduğunuzu öne sürüyorsanız, şu hâlde ölümü temenni edin; eğer doğru sözlü iseniz.”[6]

 

Aşığın ruhundan gam tükenmez

Canı oldukça candan acısı gitmez

Aşıkta cıva özelliği var

Öldürülmedikçe aşıkın ıstırabı bitmez.

 

Müminlerin emiri Hz. Ali (a.s) sabırsızca likaullahı dileyen takva sahiplerinin vasfında şöyle buyuruyor:

Allah’ın kendilerine yazmış olduğu ecel olmasaydı, bir an bile ruhları bedenlerinde kalmazdı.[7]

 

Gözümde uyku yerine su var benim

Seni görmeye ziyade şevkim var benim

Derler ki, uyu ki uykuda göresin yari

Ey gafiller, neyime uyku benim?!

 

Azrail, Hz. İbrahim’in (a.s) canını almaya geldiği zaman Hz. İbrahim (a.s) ona dedi ki: “Bir dostun, dostun canını aldığını gördün mü hiç?” O sırada Allah Teala’dan şöyle hitap edildi ona: “Bir sevgilinin, sevgilisini mülakat etmekten çekindiğini gördün mü hiç?” Bunun üzerine Hz. İbrahim (a.s), “Ey ölüm meleği! Şimdi canımı al benim!” dedi.[8]

Evet, aklı başından gitmiş aşığın hâl dili böyledir:

 

Sevgiliyi görme şevki canıma ateş saldı

Ey devem, acele et, artık sabrım tükendi

Ey kafile başı, sürekli bitiştiriver

Akşamı sabaha, sabahı akşama.[9]

 

Şunu da unutmamak gerekir ki, ölümden kaçış; insanın mal, şehvet ve lezzetlere gönül verdiği için likaullaha ulaşmayı istememesi nedeniyle kınanmıştır; yoksa ölmek istemeyen herkesin Allah’ın sevgililerinden olmadığı söylenemez. Çünkü, bazen ölümden kaçmanın diğer nedenleri de olabilir. Örneğin Allah Teala’yla mülakat istidadını daha fazla artırmak için olabilir; yani kendisini daha fazla temizlemek, kendini hazırlamak ve mülakat vesilelerini oluşturmak için dünyada kalmayı isteyebilir.

6- Allah’ı Dilemek

Allah için Allah’ı dilemek ve Allah’ı sevmek, ilâhî aşkın etkilerinden biridir. Eğer insan Allah Teala’yı O’nun ihsanı ve nimetleri için isterse, gerçekte Allah’ı değil, kendisine bahşedilen nimetleri istemiş olur ve böylece bencillik vadisine düşmüş olur.

 

Dost edinmekten, dostun ihsanıysa hedefin

Sen dostun değil, kendinin tutsağısın.

 

Allah velileri ve Hz. Hakk’ın dostları Allah’ı Allah için isterler, başka bir şey için değil; bu durumda hatta maşuklarının kokusunu taşımayan cenneti bile talep etmez ve şöyle derler:

 

Ey saki, ver bir kadeh o manevî şaraptan

Ta ki bir an kurtulayım bu cismanî hicaptan

Biz sevgiliden başkasını dilemeyiz maşuktan

Al huriler senin olsun, cennet de senin

Bayındırlaştır gönül evimizi kereminle

Gönül evim virane olmaya yönlenmeden.[10]

 

Aşıkların cenneti maşukun rızasıdır ki, “Allah’ın rızası daha büyüktür.” Her ne kadar aşıkları cennetin yüksek derecesine götürseler de, aşkın tadını alan kimse cennet kendisinin olsa da cenneti düşünmez. Çünkü, “Yüz gelirse bize, doksana da sahibiz.”

Merhum Feyz-i Kaşanî şöyle diyor:

 

Her kime gelirse aşkın lezzeti

Ayıptır cennetten bahsetmesi

Gülistandır diğerlerinin cenneti

Bizim cennetimiz ise maşukun çehresi

Dumandır; ateştir gamsızların cehennemi

Yardan ayrılıktır aşıkların cehennemi

Canan’ın aşkıdır Feyz’in cenneti

Gözyaşından akar “altından nehirleri”

 

Evet, yeryüzünün servetlerini ve bu âlemin tüm nimetlerini gerçek aşığa verecek olsalar yine de o, Hak ve Hakk’ın aşkından başka bir şeyi istemez; tüm bunları Hak için ister; fakat Hakk’ı bunlar için istemez.

7- Maşukla Halvet Etmek

Maşukla halvet etmek, ilâhî aşkın diğer manevî etkilerindendir. Maşukun sevgisi aşıkın ruhuna gölge salınca ve aşıkın kalbinde aşk çeşmesi kaynamaya başlayınca, en güzel durum maşukuyla halvet etmesi, onunla konuşmasıdır. Onun için bundan daha büyük bir lezzet yoktur. İşte bu nedenle maşukuyla halvet etmekten mutlu olmayan bir kimse, aşkında samimi ve sevgisinde halis değildir.

Attar Nişaburî, Mantıku’t-Tayr adlı eserinde bu konuda şiir diliyle şöyle bir hikâyeye yer vermektedir:

 

Bir aşık, divaneydi aşırı aşktan

Bir mezarın üzerinde uyumuştu ağlamaktan

Gidip başının üzerinde durdu maşuku

Kendisinden geçmişti aşık, uyumuştu

Bir kâğıda bir yazı yazıp durdu

Onu aşıkın koluna bağlayıp kayboldu

Aşık uyanınca uykudan

Yazıyı okuyup ağladı kan

Şöyle yazmıştı: Ey sessiz adam!

Uyan, eğer iyi bir alıcıysan

Ama eğer zahit isen, gece uyan

Kulluk et sabaha kadar, kul ol.

Ama eğer gerçekten aşık isen utan

Ne işi var aşıkın gözlerinde uykunun

Aşık adam rüzgarı izler gündüz

Geceyse yanarak mehtabı izler

Çünkü ne “bu”sun ve ne de “o” ey nursuz!

Bahsetme yalan yere bizim aşkımızdan

Eğer uyumazsa aşık kefende

Aşık derim ona, fakat kendine

Sen aşk yurduna cehaletle geldin

İyi uykular sana, ehil olmadan geldin.

 

Aşıklar geceleri uyumazlar ve gece boyu yanar, yakılırlar ve değerli ömürlerini şehvetlerine, yiyip içmeye harcamazlar.

 

Aşıklara geceleyin sabaha kadar oturmak yazıldı

Yemezler, uyumazlar, gönül eğlendirmezler.

Eğer şehvetin esiriysen sen, etme aşıklık iddiası

Halvete kapat kendini, şehvetini yok et

Aşık olmakla şehvet birleşir mi hiç?

Yüce kişiyle aşağılık hayvan bir arada yemek yer mi hiç?

 

Bir hadiste Allah Teala’nın şöyle buyurduğu nakledilmiştir:

Gecenin karanlığı kendisini kapsayınca uyuyup beni anmaktan gafil olan ve buna rağmen beni sevdiğini iddia eden kimse yalan söylüyor; acaba sevgili maşukuyla halvet etmeyi sevmez mi?!![11]

 

Gece kuşuna müjdeler olsun aşk yolunda

Geceleri uyanık kalıp inleyenlerin sesi hoştur dosta.

 

Bu bölümde ilâhî aşkın etkileri konusunda anlattıklarımız harmandan bir tane, denizden bir damladır. İlâhî aşkın kesinlikle çok sayıda diğer etkileri de vardır; fakat burada onlara değinmek istemiyoruz.

Burada, Fahrettin Irakî’den ilâhî aşkın rol ve etkilerini açıklayan bir şiirle bu bölümü bitiriyoruz:

 

Aşk bir heyecan saldı içimize

Bıraktı canımızı sevda kafesine

Başladı dilberlerin hikâyesine

Bıraktı birçok arzu, şeyda gönülde

İlâhî aşk kaynağından düştü bir yudum toprağa

Yarattı bir hareket Adem ve Havva’da

Keşfetti badenin esrarından bir sır

Döktü mestlerin bütün sırrını sahraya

Mecnun’un aklını Leyla’nın eline bıraktı

Vamak’ın canını Azra’nın lebine bıraktı

Sevdalıların kalbini ayaklandırmak için

Güzelin yüzüne fitne toprağı bıraktı

Bülbüllerin nağmesinin peşinden

Güzel güle renk verdi, koku bıraktı.

Fitne çıkardı, kafasında heyecan yarattı

Şehrimize basınca ayak

Gürültü patırtıdan boş bir yer buldu

Heyecan çıkardı da gidip orada sükunet buldu

Adımızı-şanımızı sildi, yok etti

Adımızı divane ve rezil bıraktı.

Irakî’yi bu yolda ham bulunca

Canını sevdanın ateşine bıraktı.

 

 

Dipnotlar:

[1]- Hatif-i İsfahanî.

[2]- Nesefî, İnsan-i Kâmil, s.173.

[3]- Şah Nimetullah Veli.

[4]- Sa’di.

[5]- Mevlâna Celaluddin Rumî.

[6]- Cum’a, 6.

[7]- Nehcü’l-Belâğa, 193. hutbe.

[8]- Biharu’l-Envar, c.6, s.127.

[9]- Şeyh Behaî.

[10]- Şeyh Behaî.

[11]- Mehaccetu’l-Beyza, c.8, s. 72.

Yeni Makale ve Video öğeleri

Yeni Kitaplar

  • İmam Hüseyin ve Kerbela c.3

    Elinizdeki eser, Şehit Mutahharî’nin sohbetlerini gerçekleştirdiği Hüseyniye-i İrşad’da ...
  • Tefsir Ekolleri c.1

    Elinizdeki çalışma, ilk müfessirleri tanıtmada yeni bir kategorilendirmeye gitmiştir ve muhteva bakımında ...