Peygamberlerin Risaleti Doğrultusunda Tebliğ

Salı, 28 Ocak 2014 21:07
Muhammed Hasan zevrak

 

Şüphesiz, günümüz dünyası propagandaya oldukça fazla önem vermektedir. Propaganda -özellikle emperyalizm haber servisi- emperyalizmin dünyaya sultasının temelini ve sapık dünya düzeninin bel kemiğini oluşturmaktadır. Batı açısından, propaganda için harcanan bir dolar silah için harcanan on dolardan daha faydalıdır. Bu ise propagandanın batıdaki önemini, onun ne derecede etkili ve nasıl kullanıldığını göstermektedir.

İslam'da propaganda (tebliğ)  anlayışı, batıdaki propaganda anlayışından tamamen farklıdır. Batı açısından propaganda, kamuoyunda iktisadi, siyasi ve askeri alanlarda belli odakların çıkarına uygun değişiklikler meydana getirmeli, ancak toplumun bu değişikliklerin doğruluğundan, gerekliliğinden ve asaletinden haberi olmamalıdır tabi. Yani emperyalizmin propagandasında daima bir tür yanıltma söz konusudur; İslam'da ise, propaganda (tebliğ) bilinçlendirmek ve doğru haberi ulaştırmak anlamına gelmektedir. İslami tebliği peygamberlerin tebliğ hareketlerinin devamı olarak Allah Teala'nın emirlerini insanlara ulaştırmak gayesini taşır; şüphesiz İslami tebliğ ancak bu doğrultuda yorumlanıp açıklanabilir.

İslami tebliğ temelde batı propagandasıyla farklıdır. Ancak İslam ve batının tek ortak noktası var, o da tebliğin önemini  kabul etmeleridir.

Eğer propaganda sapık dünya düzeninin bel kemiği ise, eğer emperyalizm insanları aldatmak ve asırların soğuk uykusunda tutmak için propagandaya ihtiyaç duyuyorsa, İslam da insan kitlelerini bilinçlendirmek ve aydınlatmak için devamlı olarak tebliğin gerekliliğini vurgulamaktadır. Peygamberler, müminler ve muttakiler vesilesiyle Allah Teala'nın emirlerini kitlelere tebliğ etme hususunda inen, Kur'an ayetlerine dikkat edecek olursak, kendi vazifemiz olan İslamî tebliğin, metod ve esasları ile taşıdığı önem daha iyi anlaşılır. Her konuda olduğu gibi bu konuda da Kur'an müslümanlara ışık tutmaktadır. Biz de bu doğrultuda hazırladığımız birkaç tebliğ ilkesine değinmeye çalışacağız.

 

İslamî teblİğ İlkelerİ

 

teblİğİn gereklİlİğİ ve felsefesİ

Şüphesiz, İslami tebliğden maksadımız, delil ve mantık metodlarından yararlanarak insanları bilinçlendirmek ve aydınlatmaktır. Ancak, "esasen İslam için tebliğe gerek var mıdır?" Ya "Acaba kendi amel ve hareketlerimizden mükellef olup bir takım vazifelerimiz olduğu gibi İslam dünyasını bilinçlendirme ve aydınlatma konusunda da çalışmamız ve İslam'ın yayılması için tebliğ etmemiz gerekir mi?" diye bir soru akla gelirse bu sorunun cevabı şüphesiz ki "evet" olacaktır.

Çünkü Allah Teala Kur'an-ı Kerim’de şöyle  buyuruyor:

"Sizden hayıra çağıran marufu (iyiliği) emreden ve münkerden (kötülükten) sakındıran bir topluluk bulunsun.

Kurtuluşa erenler işte bunlardır. Kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, parçalanıp ayrılan ve anlaşmazlığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır."[1]

Hayra davet, marufu emretmek ve münkerden sakındırmak İslam toplumunda özellikle bazılarının önem vermesi, ilgilenmesi  gereken işlerdendir.

Ayrıca Kur'an-ı Kerim'de yeralan bir çok  ayetlerden anlaşılıyor ki, İslamî tebliğin özünu oluşturan bu aydınlatma ve bilinçlendirme hareketinin temeli hayır ve marufa davet, münker ve kötülükten nehyetme esası üzerine olmalıdır.

teblİğde canlı örneklerİn gereklİlİğİ

Şüphesiz İslam'ı tebliğ için sadece İslami değerleri teorik olarak sunmak yeterli değildir. İslami değer ve ölçülere uygun kişi ve toplum yetiştirmek ve İslami değerlerin canlı tablolarını sunmak da büyük önem taşımaktadır. Canlı örnekleri göstermek, İslam'ın pratikte uygulanmasının mümkün oluşunun ve her dönemin ihtiyacına cevap verebileceğinin herkes tarafından anlaşılmasına sebep olacaktır; bunun ise İslami değerleri tebliğ etmek için hayati bir önemi taşıdığı malumdur.

Kur'an-ı Kerim’de şöyle buyuruluyor:

"İşte böylece bütün insanlara, tanıklık etmeniz, Peygamberin de size tanık olması için sizi, o doğru yolun tam ortasında giden bir ümmet yapmışızdır.[2] Yani "Böylece siz müslümanları İslam dinine hidayet ettik, sizleri güzel ve yumuşak ahlakla süsledik ki diğer milletler de iyilik ve doğruluğu sizlerden öğrensinler; nasıl ki Peygamber'den öğrenmeniz için onu da size örnek kıldık."

Bazı bilimsel teoriler uygulamaya gerek kalmadan açıklanıp yayılabilir. Ancak, İslami değerleri yalnızca teorik fikirlerle yaymak mümkün olmadığından beraberinde pratik örnekler de gösterilmelidir. Peygamberlerin, masum imamların ve büyük alimlerin  zorluklara tahammül ederek çaba sarfetmeleri İslamî öğretinin sadece teorik esaslarını açıklamak için değildi, onlar sıkıntı ve zorluklar karşısındaki çabalarıyla tarih ve insanlığa birer canlı örnek sunmuşlardır.

İslam toplumunda fedakarlık, direniş ve Allah'a kulluğu araştırıp canlı örnekler şeklinde topluma açıklamak, tebliğ etme İslami tebliğ eden kimsenin önemli vazifelerindendir. İslamı tebliğde sadece tarihteki bir kaç örneği seçerek onlarla sınırlı kalmak doğru olmaz. İslami değerlerin örneklerini insanlığa ve kendi toplumumuza tanıtmamız gerekmektedir.

Şeytani propagandalar, İslami değerlerle teorik mücadelede başarılı olamayınca bu değerlerin yaşayan örneklerini ortadan kaldırmaya çalışırlar. İnkılapçı, fedakar ve mücadeleci alimleri şehid ederek şehvetperestliği yaymak istemeleri, bu acı gerçeğe tanıklık etmektedir. Yaşanan tecrübe ve teorik gerçekler, Marksizm ve Kapitalizmin fikri sahada yenik düştüğü, İslam'ın ise zafere ulaştığın göstermektedir. Başta Büyük Şeytan olmak üzere sömürgeciler, İslami ölçülere göre yaşayan canlı örneklerin oluşmamasına ve bunun diğer müslüman milletlerin uyanmasına sebep olmamasına çalışıyorlar. Tebliğde dikkat edilmesi gereken önemli noktalardan biride budur.

Teblİğde sabır, tahammül ve cİddİyet

İslam dininde sabır ve ciddiyet devamlı vurgulanmış ve tavsiye edilmiştir; tebliğde "sabır" ilkesine her zaman dikkat etmek gerekir. Tebliğ, yağmur damlaları gibi sürekli olursa taşa bile damlasa kendisine yol açacaktır. Ancak bir sel gibi güçlü ama sürekli olmazsa, sonunda kumluğa inecek ve yok olup gidecektir.

Ne yazık ki, tebliğde ileriye yönelik çabalarımız azdır. Daha dünyanın çeşitli bölgeleri için uzun müddetli bir tebliğ projesi hazırlamaya çalışmış değiliz. Acele etmeden, düzenli ve sürekli bir şekilde dünyanın çeşitli noktalarında nasıl bulunulabileceğini, İslam'ın nasıl yayılabileceğini, insanlığa nasıl yardım edilebileceğini araştırmış değiliz. Oysa düşmanlarımız bize karşı böyle programlar hazırlamışlar, yavaş ama düzenli bir şekilde fikir, düşünce ve kültürümüze nüfuz etmek için çalışmışlardır.

Düşmanın toplumumuzdaki propaganda hareketleri bazen bukalemunun hareketleri gibidir, nerede olsalar oranın rengine bürünür ve tanınmaz olurlar. Halbuki genellikle bizim tebliğattan kısa süreli beklentilerimiz vardır.

Bazen bir bildiri yayınlamak için bir saat bile beklemiyoruz; bir satır birşey yazmak için bir dakika bile düşünmüyoruz. Bir tebliğ programı kısa sürede sonuç vermezse hemen yorulur, ümitsiliğe kapılırız.

Allah Kur'an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:

"Ve onların içinde, sabrettikleri zaman emrimizle doğru yola iletip-yönelten önderler kıldık; onlar bizim ayetlerimize kesin-bilgiyle inanıyorlardı."[3]

Bu ayeti kerime’de sabırdan maksat tebliğde sabretmek değildir, buradaki amaç Allah Teala'nın imtihanlarına sabretmektir. Eğer İslam'ı yaymak için bir tebliğ programının ilerlemesinde sabır ve fedakarlığa gerek varsa bu da Allah'ın bir imtihanıdır? Şüphesiz ki rehberlik ve tebliğ sabır, yakin ve takvası olmayan bir kimseye nasib olmaz; sabır bir taraftan sabreden kişinin şahsiyetinin güçlenmesi, diğer taraftan da onun ülküsünün her yer ve zamanda başarıya ulaşması için temel bir ilkedir.

 

İslamİ teblİğİn sınırı yoktur

İslamî tebliğin sınırı nedir? Şüphesiz İslamî tebliğ coğrafi sınırlara hapsedilemez. Çünkü İslam bütün dünya içindir. İslam Peygamberi (s.a.a)’in de risaleti bütün insanlara ve dünyaya yöneliktir. Gerçi tebliğde öncelik ilkesi varsa da, ancak öncelikleri dikkate almak İslami tebliğin dünyaya yönelik sorumluluğunun insanın üzerinden alınması anlamına gelmez. İslam dininin ve İslam ümmetinin risaleti yer ve zaman tanımayan bir risalettir.

Kur'an-ı Kerim buyuruyor ki: "Siz insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz; marufu (iyi ve İslam'a uygun) olanı emreder, münker (kötü ve gayrı islami) olandan sakındırır ve Allah'a iman edersiniz."[4]

Bu en iyi ve en hayırlı ümmetin insanları iyilik etmeye ve kötülükten sakınmaya yönlendirmek için yaptığı kıyamın elbette kültürel ve tebliğsel boyutları da olacaktır. Esasen kültürel, bilinçlendirme ve aydınlatma boyutu, bu evrensel hareketin bel kemiği sayılmaktadır. Herhalukarda İslami tebliğin belli bir sınırı olmadığında ve onun öneminin gözden uzak tutulmayacağında hiç şüphe yoktur.

Vahyin tertemiz ve saf kaynağından yararlanmak, İslam'ın emirlerine, Resulullah'ın ve Ehl-i Beyt'inin sünnetlerine ve hayatına dikkat etmek İslami tebliğin temel ilkesi olmalıdır. Sapmak, helak olmak ve etkilenmek tehlikesini dikkate alarak bütün şartlar altında bir örnek ve yol gösterici olarak İslam önderlerinin ve onların başında Resulullah (s.a.a) 'in sünnetlerinin izinden gitmek ve ondan asla şaşmamak uyanıklığını göstermek gerekir. Mesaj ve mesajı getiren peygambere dikkat etmek, İslami tebliğde asli ilke olmalıdır.

Kur'an-ı Kerim buyuruyor ki: "Andolsun, sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için Allah'ın Resulünde güzel bir örnek vardır."[5]

kendİ reyİne göre İçtİhaddan sakınmak

Şüphesiz, İslami tebliğin zayıflamasına sebep olan şeylerden birisi de mübelliğin kendi görüşüne göre içtihad etmesidir. Birçok kimseler temiz ve iyi niyetle İslam'ın zafere ulaşması için çalışır, ancak kendi reylerine göre içtihad ettikleri için hatalara düşmekte ve insanların hidayeti yolunda büyük engellere dönüşmektedirler.

İmam Humeyni'nin çeşitli dönemlerde takındığı tavırlar ve verdiği mesajlar bu konuyla ilgili olarak iyi bir derstir. Örneğin İran'da nizamın nasıl bir nizam olacağı hakkında bazıları tarafından ortaya atılan İslamî demokratik cumhuriyet gibi isimler karşısında hemen tavır takınarak şöyle diyordu: "Bizim hedefimiz İslam Cumhuriyeti'dir; ne bir kelime az, ne de bir kelime çok."

Birçokları İmam'ın bu sözlerinin o zamanki şartlarda geçerli olduğunu, bugün ve yarınla bir ilgisi olmadığını sanmışlardı. Oysa "İslam Cumhuriyeti; ne bir kelime az, ne de bir kelime çok" diyorsak bunun anlamı, islami mücadeleyle ilgili her alanda ister teoride ister pratikte olsun her türlü sapma, aşırılık ve gevşeklikten sakınmak demektir.

İslam'ın emirlerini yapmalı, sadece onun emirlerin ölçü edinmeye çalışmalı bu konuda kendimizden hüküm vermekten ve reyimize göre hareket etmekten sakınmalıyız.

Kur'an-ı Kerim buyuruyor:

"Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla: Şuna helal, buna haram demeyin. Çünkü Allah'a yalan söz isnad etmiş olursunuz. Şüphesiz Allah'a yalan söz isnad edenler kurtuluşa ermezler."[6]

Tebliğ aynasına da yansıyan sıkı tutumlarımızın çoğu, İslam'ın emirlerinden haberdar olmamamızdan kaynaklanmaktadır. Örneğin, İslami örtüyü sadece çarşafla sınırlamak, manto ve başörtüsünü İslam'ın hükümlerine uygun kullanıldığı halde bile İslami örtü bilmemek, bazı yapılması kötü olan mekruhları haram ve bazı yapılması iyi olan sünnetleri farz saymak ve diğer taraftan bazı haramları mübah ve helal saymak İslam'a aşırı bağlılık yüzünden olsa bile İslam'dan uzaklaşmaya sebep olacaktır.

Böyle tebliğler, toplumda riya ve şirkin yayılmasına sebep olabilir ve insanlar dış görünüşlerini müslüman toplumun örf ve adetleriyle süslerlerken her geçen gün biraz daha İslam'dan uzaklaşırlar. Bazı müslüman cemiyetlerde uygulamaya konulan bu tür yaptırımlar örneğin gençlere sırf toplumsal geleneklere riayet etmelerini, hatta İslam adına gençlerden başlarına sarık bağlamalarını istemek gibi aşırılıklar çoğu zaman İslam adına insanları dinden uzaklaştırmaktan başka bir işe yaramıyor. Bu gerçek şu temel ilkeyi gösteriyor ki, İslamı tebliğde ve toplumu hidayette kendimizden bir şeyleri haram ve bir şeyleri de helal etmemeliyiz. Hayırseverlik ve taassubtan kaynaklanan bazı aşırılıklar toplumu ıslah etmek yerine bazı yanlış tesirleri beraberinde getirmektedir.

sözle amelİn uyumu

İyi bir mesaj ancak tecrübi ve ameli örneği olduğu zaman mesajın muhatabı olan kişinin güvenini kazanabilir. Açıktır ki, mesajın kabulünde tecrübe ve imtihan merhalesinin çok önemli rolü vardır.

Tebliğde bazı şeyler söylenir ama onlara amel edilmezse  ‘örneğin devamlı mahrumları ve mustaz'afları savunmaktan bahseder de pratikte mahrumiyeti ortadan kaldırmak için hiçbir şey yapmazsak’ tebliğ olumlu ve müsbet etkisini kaybeder.

Bu noktaya dikkat etmek psikolojik savaşın ilkelerinden birisini teşkil etmektedir. Şöyle ki, düşmanın söz ve hareketlerindeki çelişkiler keşfedilmeye çalışılır; örneğin Hitler 10 Ekim 1941 tarihinde Rus cephesinde savaşın zafere ulaştığını ilan ettiğinde Nazi partisinin gazeteside şöyle bir manşet atmıştı: "Beklenilen an geldi! Savaş doğu cephesinde zafere ulaştı."

Bu tarihten sonra, müttefiklerin propaganda tezgahları her yıl Nazi gazetesinin sözkonusu manşetini milyonlarca sayfa halinde bastırıp Ekim'in onuncu günü Alman cepheleri üzerine top mermileriyle veya uçaklar vasıtasıyla döküyorlardı; bu sayfaların altına da kırmızı ve büyük harflerle: "Hitler'in 1941'de söyledikleri" diye başlık atmışlardı.

Şüphesiz, her düzenin sorumluları bilmelidirler ki, konuşmak amel etmekten ve pratikte uygulamaktan daha kolaydır; ateşli vaadler vermek tatlı da olsa, ardından acı bir beklentiyi beraberinde getirmektedir. Her tebliğ programı onun uygulamasının yapıldığını gösterecek alametlerle bağlantılı olmalıdır ve bu ikisinin bir biriyle bağlantısının olmayışı, tebliğde çelişkinin oluşmasına ve kamuoyunda suizan meydana gelmesine sebep olur. Eğer konuşmadan hedef sırf bir dil alıştırması yapma olur da pratikte amel ve uygulamayla desteklenmezse, gerçekte tebliğ eden kişi kızgın güneşin altında buzdan bir köprünün üzerinde durmuş olur ve köprünün eriyip su olmasıyla ırmağın derinliklerine yuvarlanıverir.

Kur'an-ı Kerim bu konuda şöyle buyuruyor: "Ey iman edenler, niçin yapmayacağınız şeyi söylersiniz? Allah katında bir gazap (konusu olması) bakımından ne büyük şeydir, yapmayacağınız şeyi söylemeniz."[7]

Hatta inkılabi ülküleri yok etmenin ve zıddı inkılabi ve İslam dışı gerici fikirlerin yayılma sebeplerinden bir diğeri de güzel sloganlar atarak, pratikte zayıf davranmak ve yanlış hareketlerde bulunmaktır. Böyle bir ortamda halk iyi ülkülerden yorularak ümitsizliğe kapılır ve dolayısıyla İslami olmayan akımlara boyun eğerler.

İslami tebliğde bu noktaya dikkat edilmeli, sözün kimin sözü olduğunun önemli olmayıp, sözün ne olduğu ve hangi pratik ortama dayandığının önemli olduğuna dikkat edilmelidir. Slogan atılırken onun gerçekleşmesi için program hazırlanmalı ve pratikte de uygulanması için çalışılmalıdır.

Allah İçİn tebLİğ

Allah için tebliğden maksadımız her tebliğ programına uzun uzadıya dil ile Allah'a hamd ve sena ettikten sonra başlanılması  gerektiği değildir.

Bu eğer iyi niyetle olursa yorucu olur ve riya için olursa saptırıcı olur. Maksadımız şu ki, tebliğde: 1- Allah'tan başka hiç bir şey düşünmemeliyiz. 2- Allah'tan başkası için çalışmamalıyız. 3- Allah'tan başka hiç kimseden korkmamalıyız. İmam Humeyni'nin "Allah için tebliğ edin" sözü her zaman İslam tebliğcilerinin kulağına küpe olmalıdır. Kuşkusuz  Allah yolunda tebliğ etmek tehlikelidir. Bir çoklarının da tebliğ edene düşman olmasına neden olur. Müslüman bir mübelliğin tebliği Allah'tan başka biri için olursa ve başka birinden korkarsa onun işinin devamını güvenceye alacak herhangi bir şey de olamaz. Allah-u Teala Kur'an-ı Kerim'de buyuruyor: "Onlar ki Allah'ın risaletini tebliğ ederler, O'ndan içleri titreyerek korkarlar ve Allah'dan başka hiç kimseden korkmazlar. Ve hesap görücü olarak Allah yeter."[8]

Bu ayeti kerimede Allah'ın risaletini tebliğ etmek, Allah'tan başkasından korkmamak ve sadece Allah'tan korkmakla birlikte zikredilmiştir.

tezkİye ve talİm paralelİ

İslami tebliğde, tezkiye (kötülüklerden arınmak) ve talimin önem ve değeri birbirine paralel olarak vurgulanmalıdır. İslam tarihi cahil abidlerin ve takvasız alimlerin İslam ve müslümanlara vurdukları darbelerle doludur. Tezkiyesiz ilim ve şuursuz ibadet tehlikeli birer faktör olup toplumun sapmasına sebep olurlar.

İslam İnkılabı'nın zafere ulaşmasından sonra, cahil abidler ve nefsini tezkiye etmemiş takvasız alimler, her biri bir şekilde İslam İnkılabı'na darbe indirerek toplumun vahdetine zarar verecek işler yaptılar.

Kur'an-ı Kerim bu konuda buyuruyor ki: "O, ümmiler içinde, kendilerinden olan ve onlara ayetlerini okuyan, onları arındırıp temizleyen ve onlara kitap ve hikmeti öğreten bir peygamberi gönderendir. Oysa onlar, bundan önce gerçekten de açıkça bir sapıklık içinde idiler."[9]

Tarih boyunca müslümanlara öldürücü darbeler indiren şeytani vesveselerden biri, düşünce ve dindarlık tefekkürden sakınmaktır. Daha açık bir deyimle,  müslümanların ilerlemesine sebep olan önemli faktörlerden biri halkı aldatan kutsal görünümlü bilinçsiz abitler ve kafaları taşlaşmış softalardır. Bilinçli bir mübelliğ yaptığı tebliğde bu önemli noktaya dikkat etmeli; hikmet, ilim ve ibadeti birlikte toplumda yaymalıdır.

tefekkür ve düşünmenin önemi

Ne yazık ki, tefekkürün değeri görmezlikten geliniyor; oysa tefekkür toplumun fikrî ve pratik sorunlarının çözümünde yardımcı olabilecek yapıcı bir etkendir. Öyleki, sanayi ülkelerinin hatta fabrikalarında işleri sadece düşünmek ve araştırma olan ekipler vardır. Düşünme ve tefekkürün başlı başına bir meslek olarak kabul edilmesini duymamız ve buna karşılık biz müslümanların araştırma, düşünme ve tefekküre o kadar ihtiyacımız olmasına rağmen yönetim sistemimizde tefekkür için belli bir yer vermememiz ve tebliğimizde toplumda tefekkürün varlığının gerekliliğini vurgulamak için belli bir programa sahip olmamamız acı ve üzücü değil mi?

Kur'an-ı Kerim, peygamberin gönderiliş hedeflerinden birinin düşünme ve tefekkürü yaygınlaştırmak olduğunu bildirmektedir. Açıktır ki, peygamberin risaletinin tebliğinin sonucu olan tefekkürden maksat günümüzde icra düzeninde ve dünya sanayiînde kullanılan tefekkür değildir. Ama her türlü tekamül ve ilerlemede tefekkürün değeri ve rolü unutulmamalıdır.

Resulullah (s.a.a) buyuruyor ki:

"Kısa bir süre düşünmek yetmiş yılın ibadetinden hayırlıdır."

Bu konuda Kur'an-ı Kerim de şöyle buyuruyor: "(Onları) apaçık deliller ve kitaplarla (gönderdik). Sana da zikri (Kur'an'ı) indirdik ki, insanlara kendileri için indirileni açıklayasın ve onlar da iyice düşünsünler."[10]

toplumdakİ kötü gelenek ve adetlerle mücadele

Cahilane geleneklerle mücadeleden maksat, İslam öğretisine ters düşen, yayılmasına engel olan örf ve adetleri ortadan kaldırmak anlamında olup başlı başına İslami tebliğ metodlarından biridir. İslam'ı tebliğ eden bir kişi devamlı olarak toplumdaki hurafe ve kötü gelenekler yerine Allah Teala'nın sünnetlerini, İslam'ın ilerici ve kurtarıcı yollarını yerleştirmeye çalışmalıdır.

Büyük İslam alimleri her zaman buna önem verirlerdi ve cahilane gelenek ve görenekler toplumun ilerlemesine engel oldukları zaman hatta kendi haysiyetlerinin çiğnenmesi pahasına da olsa bile yanlış örf ve adetleri ortadan kaldırmaya çalışırlardı. Kuşkusuz, çıkarlarını eski cahilane gelenek ve adetleri korumada gören kimseler, Allah'ın sünnetlerini yerleştirmek için mücadele veren ve cahilane geleneklerle mücadele edenlere karşı cephe alırlar. Şüphesiz bu çetin mücadele de kötü sünnetlere karşı çıkmanın önemini göstermektedir.

Kur'an-ı Kerim buyuruyor ki:

"İşte böyle, senden önce de (hangi) memlekete bir peygamber gönderdiysek, mutlaka onun refah içinde şımarıp azan önde gelenleri (şöyle) demişlerdir: Gerçek şu ki, biz, atalarımızı bir ümmet (din) üzerinde bulduk ve doğrusu biz, onların izlerine (eserlerine) uymuşlarız. (O peygamberlerden her biri de şöyle) demiştir: Ben size, atalarınızı üstünde bulduğunuz şeyden daha doğru olanını getirmiş olsam da mı? Onlar da demişlerdir ki: Doğrusu biz, kendisiyle gönderildiğiniz şeye inanmıyoruz."[11]

özgür düşünmek ve doğruyu seçmek

Özgür düşünmek ve düşüncelerin karşılaştırılmasının gerekliliği, önemli bir tebliğ ilkesidir. Batı dünyasında fikirlerin yönelmesi gereken kalıplar önceden belirlenir ve aldatıcı bazı metodlardan yararlanılarak propaganda alanında bir çeşit düşünce özgürlüğünün olduğu sergilenmeye çalışılır. İşte bu yüzdendir ki, batı propagandasında düşünce özgürlüğünün varlığını göstermek amacıyla bazen egemen gücün başındakilere bile en çirkin küfürler savurulur. Örneğin, İkinci Dünya Savaşı'nda Almanca yayın yapan bir İngiltere radyosu ara-sıra Winston Chirchil ismini söylediği zaman ona "haramzade ve yahudi çocuğu" diyor ve bu yolla Alman'lara, İngiltere'de ülkenin en ileri gelenlerini bu kadar çirkin bir şekilde nitelendirecek kadar bir özgürlüğün bulunduğunu; böylece, İngiltere'nin sosyal sisteminin Almanya'nın sosyal sisteminden daha ileri ve daha demokratik olduğunu ispatlamak istemişlerdir.

İslami tebliğde hedef, düşünce özgürlüğünün olduğuna inandırmak değildir; hedef gerçek anlamda özgür düşünmeyi gerçekleştirmektir. Kur'an-ı Kerim bu konuda şöyle buyuruyor: "Onlar, sözü işitirler ve en güzeline uyarlar. İşte onlardır Allah'ın kendilerini hidayete eriştirdikleri ve işte onlardır temiz akıl sahipleri."[12]

Bu ayette, iyi sözü seçmek ve pratikte ona uymak akıl sahiplerinin sıfatlarından sayılmıştır. Demek ki İslam'da tebliğ güzel ve iyi sözü seçmek ilkesine dayalı olmalıdır.

adaletİ uygulamak ve zulme karşı dİrenİş

Zulümle savaşmak ve adaleti yaymak gerçi İslam toplumunun her ferdinin vazifesi ise de, bu hedef tebliğ programlarının başında yer almalıdır.

Başka bir deyişle, toplumda iktisadi, kültürel vs. gibi alanlarda yapılan zulümlere karşı ilgisiz olan, bunlara karşı tepki göstermeyen ve mücadele vermeyen bir tebliğ sistemi, devamlı olarak İslam ve Kur'an'dan bahsetse bile İslamî tebliğ sayılmaz.

Öz Muhammedi İslam'la Amerikancı İslam arasındaki farklı noktalardan birisi de işte budur. Suudi Arabistan'ın İslami tebliği görünüşte ayet ve rivayetlerle dolu olsa bile yine de İslami tebliğ değildir. Muhammedi İslam'ın tebliği, mustazaflar ve mahrumlara karşı sevgi ve şafkatle doluyken, müstekbirlere ve refah içinde yaşayanlara kaşrı gazap ve öfkeyle dolup taşmalıdır.

Kur'an-ı Kerim, adaleti ayakta tutmak için halkların kıyamını resullerin gönderilişlerinin semerelerinden birisi bilerek şöyle buyurmaktadır:

"Andolsun, biz peygamberlerimizi apaçık belgelerle gönderdik ve insanlar arasında adaleti ayakta tutsunlar diye, onlarla birlikte kitap ve mizanı indirdik. Ve kendisinde çetin bir sertlik ve insanlar için (çeşitli) yararlar bulunan demiri de indirdik; öyle ki Allah, kendisine ve peygamberlerine gayb ile (görmedikleri halde) kimlerin yardım edeceğini bilsin (ortaya çıkarsın). Şüphesiz Allah, üstün ve pek kuvvetlidir."[13]

gruplaşmaktan sakınmak

Şüphesiz, toplumda çeşitli yapılara sahip olan farklı gruplar vardır. Hiçbir zaman bütün fertleri bir yapıda olup aynı düşünen bir topluma rastlamak mümkün değildir. Mübelliğ, İslam ümmeti ağacının bütün dallarının manevi ve kültürel ihtiyaçlarını gidermeli ve bir dal diğer dallardan daha ağır olduğunuda onun kırılabileceğine hatta ana dalın dahi kırılmasına sebep olabileceğine dikkat etmelidir.

İslam'ı tebliğ eden kişi, ağacın, (toplumun) dengesini korumaya çalışmalı ve dikkat etmelidir ki, eğer İslam toplumunun ağacının dalları bir asıl dal veya feri dalın lehine kesilecek olursa kalan dalda yeni dallar yeşerecek ve olay yeniden tekrarlanacaktır. Bu alandaki dar görüşlülük toplumun görüş açısının daralmasına sebep olup, toplumsal hastalıkları çoğaltabilir.

İslam'ı tebliğ eden bir kişinin kesinlikle kendine has toplumsal bir eğilimi vardır; ancak sorumluluğunu yerine getirebilmesi için toplumdaki kültürel eğilimlerin tamamiyet ve bütünlüğünü genel kültür çerçevesinde görüp idrak etmelidir. İslam'ın gruplaşma ve ihtilafı teyid etmediği kesindir; tam tersine grupsal ihtilaflar ümmetin gücünün parçalanmasına ve İslam düşmanlarının güçlenmesine sebep olur. İslam açısından gruplaşmak ve ihtilaf dalalet unsurunun varlığını göstermektedir.

Kur'an-ı Kerim buyuruyor ki: "İnsanlar tek bir ümmetti, Allah, müjdeciler ve uyarıcı-korkutucular olarak peygamber-ler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında hükmetmek üzere hak kitaplar indirdi. Oysa kendilerine apaçık ayetler geldikten sonra, birbirlerine karşı-olan azgınlık ve kıskançlıkları yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Halbuki Allah, iman edenleri, hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe kendi izniyle eriştirdi. Allah, kimi dilerse onu doğruluğa yöneltip-iletir."[14]

Gördüğünüz gibi, grupsal savaş sadece teyid edilmemekle kalmayıp, bilakis peygamberlerin görevlerinden birisi bu grupsal savaşları Allah Teala'nın hükümleri esasınca ortadan kaldırmak ve insanları doğru yola yöneltmektir. Müslümanlar arasında vahdetin bu kadar vurgulanması İslam'ın gruplaşmak ve ihtilaf yaratmayı kesinlikle teyid etmeyeceğinde hiç şüphe bırakmıyor.

Ne yazık ki, bazıları Resulullah (s.a.a)’den nakledilen "ümmetimin ihtilafı rahmettir" hadisine dayanarak gruplaşmayı meşrulaştırmaya çalışmaktalar.[15] 1400 yıllık İslam tarihine bakacak olursak gruplaşmanın müslümanlar için rahmet olması bir kenara dursun, bilakis tarih boyunca onların bedbaht olmasına sebep olduğunu göreceğiz. İslam düşmanları müslümanların saflarında ihtilaf yaratarak onların güçlerini parçalamaya ve böylece (uğursuz) hedeflerine ulaşmaya çalışıyorlar.

İmam Humeyni'nin "müslümanlar tek bir el olmalıdır" şeklindeki sözü İslami vahdetin önemini göstermektedir.

dİnde tafakkuh*

Toplumda tafakkuhun yayılması, genişlemesi ve dinde tafakkuhun derinleşmesi, İslami tebliğin boyutlarından birisi sayılabilir.

Kur'an-ı Kerim bu konuda şöyle buyuruyor:

“Müminlerin hepsinin savaşa gitmeleri gerekmez. Öyleyse onlardan her bir topluluktan bir grup, dinde derin bir kavrayış edinmek (tafakkuhta bulunmak) ve kavimlerine geri döndüklerinde onları uyarıp-korkutmak için (gidebilirler). Umulur ki onlar da kaçınıp sakınırlar.”[16]

Menfaatçiliktan sakınmak

İslami tebliğ menfaatçiliğe bulaşırsa, zamanla gerçek değerini kaybedecek ve maddi güçlerin kanunlarına cezbolarak, aldatıcılığa yönelecektir.

Bütün cephelerde olduğu gibi tebliğ cephesinde de zafere ulaşmanın birinci şartı temiz niyet ve güzel ahlaktır. İslam İnkılabı'nın zafere ulaşmasından sonra her zaman en pahalı tebliğ programının, programların en iyisi olmadığını tecrübe ettik ve yine şu gerçeğe de vardık ki paraya-pula kul olanların Allah için olan bir tebliğde yapıcı rolleri olamaz.

İslam tarihinin en büyük mübelliği Resulullah (s.a.a)’dir. Allah, Teala bu büyük mübelliğ hakkında buyuruyor ki:

"Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum, benim ücretim yalnızca alemlerin rabbine aittir."[17]

Tebliğde mübelliğin tebliğin hedefine inanması önemli bir etkendir. Hedef ve imanı olan kimselerin tebliğinin tesiri daha fazladır.

yumuşak sözün gereklİlİğİ

Yumuşak ve şefkatli konuşmak dikkat edilmesi gereken önemli bir tebliğ ilkesidir. Resulullah (s.a.a) buyuruyor ki:

"Ben ahlaki güzellikleri tamamlamak için gönderildim."

Yumuşak ve şefkatli konuşmak tebliğin mesajının daha fazla etkili olmasına sebep olur. Konuşmak ve beyandan maksat sadece onun örfi anlamı değildir. Bu tabir geniş anlamıyla sesli ve görsel propagandayı da içerir.

İhsan ve muhabbetin tebliğdeki rolüne eskiden beri önem verilmiştir. Bu konuda şair şöyle der:

 

Öğretmenin dersi muhabbet zemzemesi olursa

Tatil günü okula getirir dersten kaçan çocuğu

 

Kur'an-ı Kerim Hz. Musa (a.s)'ın risaleti, ve kardeşi Harun (a.s)’la beraber İsrailoğullarını Firavun'un elinden kurtarmak doğrultusundaki görevleri hakkında şöyle buyuruyor:

"İkiniz Firavun'a gidin, çünkü o, azmıştır. Ona yumuşak söz söyleyin, umulur ki o öğüt alıp-düşünür ya da içi titrer-korkar."[18]

Allah-u Teala, Firavun'un gaflet uykusundan uyanması için Hz. Musa (a.s)’ın onunla yumuşak sözle konuşmasını istemesi, tebliğde bunun ne kadar önemli ve gerekli olduğunu beyan etmektedir. Öte yandan nezaket ve yumuşaklığı olmayan sert ve kaba sözün tebliğde ne derecede olumsuz etkiler bırakacağından şüphe edilmemelidir.

Kur'an'dan İlham

İslamı tebliğde aşağıdaki noktalara dikkat edilmesi gerekir:

1- Halk arasında, yeni imkanlardan ve zamanın şartlarından yararlanarak hayra, marufu emretmeye, münkerden sakındırmaya davet eden takvalı ve dindar tebliğcilerin varlığının gerekliliği.

2- Böyle kişilerin tebliğ hareketinin hedefi toplumun vahdetini korumak, tefrika, ihtilaf ve gruplaşmaktan sakındırmak olmalıdır.

3- Hayra davet, marufu emretmek, münkerden sakındırmak mübelliğin belirgin vazifelerindendir.

4- Her türlü aşırılık ve taşkınlıktan kaçınmak İslami tebliğ hareketinin çekirdeğinde hareket eden kimselerin önemli vazifelerindendir. Buna göre, Resulullah (s.a.a)’in İslam ümmeti arasında örnek edinilmesi ve izlenilmesi gereken bir numune olduğu gibi mübelliğ de, İslam toplumunun insanlığa örnek bir toplum olmasına çalışmalı ve her türlü günah ve vesveseden kaçınmalıdır.

5- İslami tebliğ sisteminde olanlar mektebin prensiplerine kalben inanıp, iman eden kimselerden olmalıdırlar. Tebliğde niyetle amel arasında hiç bir ayrılık olmamalıdır. Tebliğde rolü olan kimselerin itikad ve inançları sağlam olmazsa gerektiği gibi etkili olamazlar.

6- İslami tebliğde Allah-u Teala'nın hükümleri konusunda kendi görüş ve reyiyle içtihad ederek hüküm vermekten kaçınılmalıdır. İslami tebliğ çeşmesinden itaat ve teslimiyet ruhu akmalıdır.

7- Tebliğde her türlü abartı, riya ve gösterişten sakınılmalıdır. Yapılmayan işler yapılıyormuş gibi gösterilmemelidir.

8- Tebliğ sahasında inkılabi ve doğru tavır ortaya koymalı, tehlike ve zorluklarla tehdid edinilse dahi yalnız Allah-u Teala'dan korkmalı, O'na sığınılmalı ve O'ndan başka hiçbir güçten çekinilmemelidir.

9- Tebliği Allah için yapmalı, hiç kimseden karşılık ve mükafat beklememelidir. Halis niyetle yapılan tebliğ daha etkili ve daha sağlıklıdır. Başkalarından mükafat beklemek tebliğde tehlikeli hastalıklar oluşturabilir.

10- Tebliğin hemen etkili olması beklenilmemelidir. Sabır, tahammül, süreklilik ve istikamet tebliğ alanında ilerlemenin gereklerindendir. Toplumu hidayet etmek isteyen kimseler bu yolda fedakarlık için hazır olmalı, programlarının ilerlemesi için sabrı gerekli unsurlardan biri bilmelidirler.

11- Tebliğ programı "yumuşak söz" esasına göre planlanmalıdır.

12- Mübelliğ toplumun bir parçası olmalı, toplumun içinde bulunduğu şartlardan tamamen haberdar olmalı ve toplumla rahat bir şekilde bağlantı kurabilmelidir.

13- Tebliğin sonucu, toplumu hidayet etmek ve toplumun fertlerinde düşünce ve tefekkür gücünü uyandırmak olmalıdır. Her tebliğ programı muhataplarını düşündürmeye ve onları doğru yolda hareket etmeye sevketmelidir.

Tebliğ programlarının çekici ve neşe, verici olması mübelliğlerin topluma nüfuz etmesine, mesajın yerine ulaşması ve yayılmasına sebep olduğu göz ardı edilemeyeceği gibi, sadece vakit geçirme veya meslek icabı da bu işle uğraşmak asla doğru değildir.

14- Tebliğde İslami ölçülerle uyuşmayan eski toplumsal sünnet, örf ve adetlerle mücadele etmek ve toplumun değer düzenini düzeltmeye ve düzenlemeye çalışmak gerekir.

15- Tebliğ, halk kitlelerinde hakkı arama hissini canlı bir şekilde muhafaza etmelidir. Her sözü duyup onların arasından en iyisini seçmeyi halka öğretmelidir. Bu eğitim ve öğretim, toplumun tekamülüne ve ilerlemesine sebep olur.

16- Sosyal adaletin yayılmasını desteklemek tebliğin önemli hedeflerinden biri olmalı ve insanları adaleti uygulamaya yönlendirmelidir.

17- Toplumun vahdetini korumak ve tefrikaya engel olmak, İslami tebliğin en önemli ve en büyük hedeflerinden biridir.

18- Tebliğ, toplum çapında tefakkuhun ilerlemesine, fıkhın ve diğer İslami ilimlerin mesajlarının yayılmasına iyi bir etken olmalıdır.

teblİğİn kültürel yapıcılığı ve öz İslam kültürüne dönmenİn gereklİlİğİ

Şüphesiz, toplumun kültür yapısında tebliğin çok önemli bir rolü vardır. Bugün uluslararası propaganda merkezleri dünya müstekbirlerinin çıkarlarıyla uyumlu bir kültür oluşturmuşlardır. İslam kültürüne ait bir çok kelime ve kavramların anlamı değiştirilmiş ve propaganda emperyalizmi aracılığıyla yeni bir takım kavramlar topluma enjekte edilmiştir. Örnegin tecavüze, savunma, savaşa barış hareketi denmekte, tahribe modernizasyon, inkılaba ayaklanma, cihada, terorizm, kartellerin menfaat ve çıkarlarına insan hakları, ismi verilmektedir. Emperyalizm, anlamları değişmiş ve büyülenmiş olan bu kavramlar vasıtasıyla kamuoyuna hakim olmaya çalışır.

İslamî hareketlerin canlanmasıyla batıcılığa önemli darbeler indirilmiş ise de yine de henüz yolun başında bulunmaktayız. Şüphesiz, İslami tebliğ alanında bizim ağır sorumluluklarımızdan birisi de İslam kültürünü ihya etmek, İslam ümmetinin tahrip edilmiş hafızasını yeniden canlandırmak, bu ümmetin gerçek kimliğini düzenlemektir.

Bu, İslam için yapılması gerekli olan en büyük tebliğ vazifelerimizden birisidir.

 

 

 

 
[1]- Âl-i İmran, 104-105.

 

[2]- Bakara/143.

 

[3]- Secde/24.

 

[4]- Âl-i İmran/110.

 

[5]- Ahzab/21.

 

[6]- Nahl/116.

 

[7]- Saff/2-3.

 

[8]- Ahzab/39.

 

[9]- Cum'a/2.

 

[10] - Nahl/44.

 

[11]- Zuhruf/23-24.

 

[12]- Zumer/18.

 

[13]- Hadid/25.

 

[14]- Bakara/213.

 

[15]- Ehl-i Beyt imamlarından nakledilen bir rivayete göre bu hadiste geçen ihtilaftan ilim öğrenmek yolundaki seferler kastedilmiştir. Çünkü ihtilaf kelimsenin diğer bir anlamı da “gidip gelmektir.” (müt.)

 

* - derin anlama

 

[16]- Tövbe/122.

 

[17]- Şuarâ/109.

 

[18]- Tâhâ/43-44.

Yeni Makale ve Video öğeleri

Yeni Kitaplar

  • Sorular ve Fetvalar c.2

    Ayetullah Hameneî, fıkhî meseleler, özellikle çağımızın öne çıkardığı soru ve sor ...
  • İbretli Öyküler 1. Cilt

    “Bihar’ul- Envar” kitabı Şia’nın en büyük hadis kaynaklarından biridir. Bu kitap, İ ...